TEST YAYINI

ATATÜRK ÇOCUK YUVASINDA Kİ ÇOCUĞUN KALEMİNDEN

ATATÜRK ÇOCUK YUYASINDA YAŞAMIŞ ÇOCUĞUN KALEMİNDEN...

Yüzlerce çocuğa bakmak için yetiştirme yurtlarında görev yapanlardan biridir hemşireler yeri gelir anne,abla hatta çocuklara yaklaşım seviyesine göre dert ortağı, sırdaş işte onlardan birisinin hikayesini Aslı Ece AYGÜN ele almış.

AYTEN HEMŞİRE

Atatürk Çocuk yuvası çocukları için bir efsanedir Ayten Hemşire. Hemşirelik mesleği çok meşakkatli, zor bir meslektir. Bir o kadar da ulvidir. Hele bir de bu mesleği SHÇEK bünyesinde, çocuk yuvasında, kimsesiz çocuklar için icra ediyorsan daha da zordur işin.
Ayten abla yuvamızın hemşiresiydi. Şifa dağıtıcı, beyaz meleğimizdi o bizim. D blok üst kat da, bebekler katında, uzun bir koridorun en sonunda, sol taraftaydı odası. 7/24 hizmet verirdi o aslında bize. Nöbetçi olmadığı zamanlarda da hasta çocuklarla ilgilendiğine, ateşlenen bir çocuğun ateşini düşürmek için saatlerce uğraştığına, başında beklediğine defalarca şahit olmuştum. 
O yıllarda revirimiz, D blok giriş kattaydı. Hemen karşı çapraz da doktor odası vardı. Yuva da çocuklar hasta olduğu zaman sorumlu hocasından sevk alır, kurum doktoruna gidip muayene olur. Ardından ilaç tedavisi başlar. İşin en güzel kısmı da buydu o yıllarda. İlaçların hepsi revirde, kilitli ilaç dolaplarında durur, nöbetçi hemşire sabah akşam bütün blokları gezer, ilaç alması gereken çocukları tek tek bulur ve o ilaçları içirirdi. Arkanız da gezen bir hemşirenin olması o yıllarda biz çocuklara kendimizi değerli hissettirirdi. Benim için öyleydi en azından. Bazı çocuklar ilaç içmek istemez hemşire gittikten sonra tükürürdü ilacı. Tecrübeli ve sabırlı işini aşk ile yapan hemşireler o çocukları bilir ilaç içildikten sonra – aç bakalım ağzını, kaldır dilini der, ilaç yutulmuş mu kontrol ederdi. Kış aylarında daha çok hasta olurduk bizlerde. Soğuk algınlığı vs. gibi. 
Ayten hemşire bana, “benim asil kızım” diye seslenirdi. İnanılmaz mutlu olurdum öyle söylediği zaman. Çocuk yuvasında kaldığım o zor günlerin en güzel hatıralarından birisidir. Ayten hemşirenin “asil kızı” olmak. 
Geçen yıl evimde ağırladım Ayten ablamı. İnanılmaz güzel duygular yaşattı bu durum. Kendini ispatlamak gibi bir şey aslında bu durum. Bak ben emeklerinizi boşa çıkartmadım. Kendi ayaklarımın üzerinde durabiliyorum. Başardım. Bu günümün dünlerimden daha da iyi olması için çabalıyorum demekti benim için…
Saatlerce muhabbet ettik. 20-25 yıl öncesini konuştuk. Hem ağladık, hem güldük. Tam bir duygu fırtınasıydı yaşadığımız.
Ayten ablam yuvada hiç unutamadığı bir anısını anlattı. –Bir gün hafta sonu nöbetteyim 8-9 yaşlarında bir erkek çocuğunun göz kremi sürülecek. Yuvanın her yerine baktım, çocuk ortalarda yok. Bahçeye çıktım A blok merdivenlerinin başında kalabalık bir grup çocuk koşuyorlar. Bana doğru geldiler aradığım çocuk en önde, çete lideri tavrında, eli gömleğinin altında, koynunda bir şey saklıyor. –Oğlum neredesin sen bakmadığım yer kalmadı derken bir taraftan da göz kremini sürdüm dedi. Asıl hikaye bundan sonra başlıyor.
Yuvada ki tüm çocuklar çok severdi Ayten hemşireyi. Güvenirlerdi. Onun tarafından sevildiklerini bilir hissederlerdi. Buna istinaden olacak bizim çocuk sırrını paylaşmış hemşire ablasıyla. Koynum da ne var biliyor musun? Demiş ve çıkartıvermiş koynundan sıçan ölüsünü. Etraftaki çocuklar kahkahalarla gülmüş bizim hemşire çığlık çığlığa … 
Bu da Ayten hemşirenin anılarında kalanlardan.
Her hastalık yuvada tedavi edilmezdi tabi. Hastaneye gitmek zorunda olan, ağır kronik hastalığı olan da çok çocuk vardı yuvada. Bir tanesini hatırlıyorum, karnının sağ tarafında bir delik vardı. Dışkısını oradan bir poşete yapıyordu. Küçücüktü daha. 7-8 yaşlarında bir kız çocuğu. O poşet yerinden kayar, kıyafetleri kirlenir, minicik bedeninden büyük bir mahcubiyet ile derdine çözüm arardı. 
Gazi Üniversitesi Hastanesinde yatan bir kız çocuğumuz vardı sonra. Daha 12 yaşında. Dizinde tümör vardı. Tüm vücuduna yayılmasın diye bacağının hasta olan kısmını kesme kararı aldılar. Aynı zamanda kemoterapi alıyor ve en çok saçlarının dökülmesini dert ediyordu. O yıllarda 16-17 yaşındaydım. Gündüzleri refakatçi ablası olarak gidiyordum hastaneye. Acılar büyütüyor insanı. Acılar… Kurtaramadılar o güzel kızı. Melek oldu. Yükseldi semaya. Hiç günahsız. Masum. Tertemiz…
Bir de diyaliz hastası kızlar vardı. O yıllarda öğrenmiştim iki çeşit diyaliz olduğunu ve diyaliz hastalarının yemeklerinin normalden farklı olması gerektiğini, tuzsuz yemeleri gerektiğini. Özel bakıma ihtiyacın zaruri olduğunu. Bu çocukların birer koruyucu ailesi olsa ne güzel olurdu…
Böyle halleri vardı bizim yuvamızın. Yuvadaki tek hemşiremiz Ayten hemşire değildi elbette. 5-6 tane daha hemşiremiz vardı biz çocuklara emek veren. Ayten hemşire güler yüzü, beyaz gömlekli, mini etekli o hemşire kıyafeti, elinde ilaç tepsisi ile gönüllerimize taht kuran, unutulmazlarındandı Atatürk Çocuk Yuvası çocuklarının. Çocukluk yıllarımızın, en güzel anılarımızın mimarı Ayten ablam. İyi ki kesişti yollarımız. 
Bu yazıyı gözyaşları içinde okuyacağını biliyorum. Emeklisin artık. Yetiştirdiğin, iyileştirdiğin binlerce çocuğun var senin. Torunların da var. Sana minnettarız…
Aslı Ece AYGÜN




Yorumlar

    Bu makaleye henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum Ekle

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş Yapın veya Üye Olun.