TEST YAYINI

ALADAĞ İÇİN BEKLENEN ADALET

Aladağ'da 29 Kasım 2016'da 10'u öğrenci 12 kişinin hayatını kaybettiği, çok sayıda öğrencinin yaralandığı yangın sadece bir yangın değildir. Ekonomik açıdan şiddetli şekilde yoksun kılan ailelerin çaresizliğinde acı bir sonucu olmaktadır.Tek de değildir. Böyle bir yoksunluk ve yoksulluk sorunucu çaresizlik için ruhsatı olmayan ve aslında korunma ihtiyacı olan çocuklar kapsamında olan çocuklara yönlendirmeler kanıksanan gerçklerden birisidir.Aynı zamanda  halen yaşanılan sorun yumaklarından da birisidir.

Eğitim hakkı ve sosyal hizmetler konusundaki körleşmeler sonucu  Aladağ da çocuklar için  ortaya çıkan vahim durum ve söz konusu  hukuksal sorunu incelemeyi ve değerlendirmeyi  gerekmektedir. İzmir Barosu Avukatlarından Bedriye Kurtuluş Türk ,  Kozan Adliyesinde ki yargısal süreci takip eden savunucular arasındadır.Gözlem ve tespitler    İzmir Barosunun 210 sayılı Bülten’nin  de“Aladağ için ADALET” olarak  kaleme almıştır.

Çocukların korunması adına  benzer yurtların engellenilmesi içinde önemli olan tespitler ve gözlemleri aşağıda ve izinle yayınlanması özellikle ödev ve görev olmuştur..

Evrensel değerlere dayalı çocukların korunmasının umuduyla iyi çalışmalar.

SHU Nihat Tarımeri

"ALADAĞ İÇİN ADALET

Av.Bedriye Kurtuluş Türk

29.11.2016 günü ,Adana Aladağ'da “Özel Aladağ Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Ortaöğretim Kız Öğrenci Yurdu” nda, 11’i çocuk 12 insanın yanarak yaşamını yitirdiği , 22 öğrencinin yaralandığı “yurt yangını faciasına” ilişkin  yargılama  ile birlikte   acılı ailelerin ve  kamu vicdanının adalet arayışı da devam ediyor.

Tutuklu yargılanan 7 sanığın da tahliye edildiği davada ; yangından kurtulan çocukların aileleri şikayetçi olmazken, çocukları yangında  ölen aileler ise sorumluların cezalandırılması çabası içinde…

Aladağ’ın köylerinde yaşayan ve Milli Eğitime bağlı yurt olmaması nedeniyle evlerine gelip çocukların yurda yerleştirilmesi için ısrar eden yurt sorumluları ile birlikte tüm sorumluların tespit edilmesi, cezalandırılması çocuklarının acısını bir parça dindireceği yoksulluk ve çaresizliklerinin sesi olabileceği beklentisindeler.

 T.C.Anayasa’sının 2,5 ve 10.maddelerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına saygılı demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu, devletin bu husustaki amaç ve görevleri,herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun  önünde eşit olduğu,kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu ve devletin, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir.

Yine Anayasanın 42. Maddesinde, zorunlu eğitimin ücretsiz ve Devlet tarafından tüm çocuklara eşit şekilde sağlanması gerektiği belirtilmesine rağmen 11 çocuğumuzun ailelerinin yoksul ve çaresiz olması sebebiyle “Aladağ Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği’ne” ait yurtta kalmak zorunda olmaları ve bu korkunç olay neticesinde yaşamlarını yitirmeleri Anayasa’da belirtilen sosyal, hukuk devleti ilkesinin sağlanamadığını göstermektedir. Aladağ’ın köylerinde yaşayan bu insanların öfkesi özellikle taşımalı eğitimin son bulması nedeniyle söz konusu yetersiz koşullara sahip,  denetimsiz yurda çocuklarını göndermek mecburiyetinde kalmalarıdır.

Olaya ilişkin Yangın sonrası alınan örneklerin İTÜ laboratuvarlarında incelenmesinden sonra savcılıkça görevlendirilen 3 kişilik uzman bilirkişi heyeti  tarafından  hazırlanan ve imzalanan 19 sayfalık  raporun 'sonuç ve kanaat' bölümünde, yangının nedeni belirtildikten sonra özetle şu tespitlere yer verilmiştir.

  • Yangının elektrik tesisatında oluşan kısa devre ile her iki katta aynı anda başladığı
  • Yangın merdiveni kapılarının yangına dayanıksız PVC malzemeden yapılmış. 1'inci kat kapısı açılması imkansız, 2 ve 3'üncü kat kapıları yönetmeliğe aykırı olduğu
  • Yurt Müdürü’nün yangın eğitimi aldığını belirtmesine rağmen, uygulamaya koymadığından asli kusurlu olduğu.
  • Yurdun bağlı olduğu derneğin yönetim kurulu başkanının yasal düzenlemelere uygun davranmadığı, denetim ve personel seçme sorumluluğunu üstlenmediği, elektrik tesisatını yeniletmedikleri nedenleri ile asli kusurlu olduğu.
  • Kaymakamlığın 26.05.2016'da yaptırdığı denetimde görev yapan Şube Müdürü ve denetimi yapanların yurttaki eksikliklere rağmen gerçeğe aykırı rapor düzenlemeleri nedeniyle tali kusurlu oldukları belirtilmiştir.

Bina içerisinde yer alan iç donanım ve döşemelerin hızlıca tutuşan malzemeden olması, yangın merdiveninin kapısının pvc olması, kapı kollarının olmaması, yangın tüpü ya da yangın alarmı benzeri hiçbir güvenlik önleminin olmaması gibi pek çok sorumsuzluğun yangında çok sayıda can kayıplarına sebep olduğunu böylelikle görüyoruz.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları sözleşmesinin 6. Maddesinde belirtilen,“YAŞAMAK HER ÇOCUĞUN TEMEL HAKKIDIR VE HERKESİN İLK GÖREVİ ÇOCUKLARIN YAŞAMINI KORUMAKTIR” düzenlenmesinden yola çıkarak, kamu vicdanını derinden sarsan bu olay karşısında;  hukukun üstünlüğü ve insan haklarının korunması adına, İzmir Barosu dahil,  Barolar Çocuk Hakları Merkezleri olarak dosyaya müdahale talebinde bulunduk.  Baroların bu talebi yargılamanın başladığı ilk celse kabul edilirken ikinci celsede tüm mahkeme heyeti ve savcının değişmesi üzerine “suçtan zarar gören sıfatı bulunmaması “gerekçesi ile kaldırılmıştır.  Buna yaptığımız itirazlar da sonuçsuz kalmıştır. 

5271 sayılı CMK.nun 237.maddesi ‘Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar’…..davaya katılabilirler şeklinde düzenlenmiştir, ,ancak burada üzerinde durulması gereken “suçtan zarar gören” kavramının dar yorumlanmaması gerekliliğidir.  Kimlerin bu tanımın içine girebileceği konusunda yasa belirleyici bir sınırlama getirmediği için, bu tespitin yapılması konusunda mahkemelerin geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak ne yazık ki bu olayda mahkeme . suçtan zarar görme kavramını  dar yorumlayarak ikinci celsede müdahilliğimizi kaldırmıştır.

Ceza yargısında özellikle toplumda infial uyandıran  suçların yargılamasında, katılma istemi, kişisel hakların tazmin ve tatmininden çok, maddi gerçeğin ortaya çıkartılması, adaletin sağlanması, suçlunun cezalandırılmasında etkin rol oynama, iddia makamının güçlendirilmesi ve toplumda öç duygusunun önüne geçilmesi açısından önem taşımaktadır.

Karar aşamasına yaklaşılırken,  çelişkili bilirkişi raporları sebebiyle dosyanın yeniden bilirkişiye gönderilmesi taleplerinin reddedilmesi ve dosyada tutuklu hiçbir sanığın bulunmaması, ailelerin ve kamuoyunun adalete olan inancın sorgulanmasına sebep olmaktadır.

Peki ya yangında hayatını kaybeden Cennet ve arkadaşları henüz on bir bilemedin on iki yaşında ne için bu ayrılığa katlanıyorlardı. Bu sorunun cevabı ; “…Eğer ben okursam kardeşlerimi de okuturum. Okumak için elimden gelen imkanları değerlendireceğim” diye yazıyordu Cennet’in günlüğünde.

Tek isteği eğitimine devam edebilmek olan bu çocukların yaşamları ile ödedikleri bedelin hukuk mücadelesi barolar ve çocuk hakları örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının desteği ile güçlenmelidir.  Bu sebeple Baroların müdahalesinin kaldırılmasına karar verilmiş olsa da, Aladağ için adalet sağlanıncaya kadar dosyanın sonuna kadar takip edilmesi hem yasal hem de insani görevimizdir."

 

https://www.izmirbarosu.org.tr/YayinDetay/1244/sayi-210

 

 




Yorumlar

    Bu makaleye henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum Ekle

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş Yapın veya Üye Olun.