TEST YAYINI

İSTİSMARCININ HAKLARINI VE İYLİK HALİNİ KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEM

(Bu açmış olduğum ‘’Yeni Nesil Sosyal Hizmet’’ sayfasındaki ilk paylaşımımız olsun)

İSTİSMARCININ HAKLARINI VE İYLİK HALİNİ KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEMİ

(Yazan; İsmail Ismail Arin C. Korkmaz-er)

Evet, yazının başlığını ve konusunu yanlış okumadınız..! 
Bu yazı genelde değinilen mağdur haklarının korunması üzerine değil; tam tersine suçluların, istismarcıların haklarının korunması üzerinedir.., çünkü mağdur haklarının korunması ve önemi bilindik ve sık dile getirilebilen bir konudur, ama suçlunun haklarının korunmasının öneminin de toplumsal ve sosyolojik acıdan ve suç önleme yada azaltma acısından önemli olabileceğini de görmek gerek.

Konuyu daha da acar isek; Ben bugün pek yazılmayan, bilinmeyen ya da önemsenip dikkate alınmayan kişilerin; örneğin istismarcı yada herhangi bir suçlunun haklarının korunması özelliklede verilecek olan cezanın işlemiş olduğu sucun ağırlığı yada hafifliğine uygun dengeli olmasının öneminine değinmek istiyorum..

Bu konuyu daha çok Sosyal Hizmet Uzmanlarının mesleği, sorumluluğu ve görevi acısından ele alıp; özellikle hakimlere yardımcı olmak için rapor tutarken; olayın yada vakanın psikolojik, fizyolojik boyutuna önemi üzerine duracağız..

Tabiki bir çok vakanın kültürel, dinsel ve töresel boyutu da var, ama raporu oluştururken kültürel, dinsel ve töresel boyutunu biraz sınırlı tutmakta fayda vardır diye düşünüyorum, çünkü kültür, din ve töre gibi şeyler olayın gerçekliğini değiştirip; olayı çok daha farklı bir boyuta dönüştürerek; sanal bir farklı gerçeklik yaratığından dolayı olayı ve olayın cezasının ağırlığını yada hafifliğini gerçekliğin dışına; yani olayı vakanın, madurun ve suçlunun durumun dışına çıkartarak; ordadaki durumla uyumlu olmayan bir ceza verilmesine sebep olabileceğinden dolayı; vakanın vermiş olduğu indirek zararından çok; direk vermiş olduğu zararı, yani olayın daha çok psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik boyutunun ön plan da yada göz önünde tutulması en doğru yol olacaktır.

Bu şekilde bir müdahale seviyesi, şekli veya kararı belirlemek ve inceleme raporunu bu doğrultuta yazmak; altı dolu çok daha gerçekçi bir rapor olacağı kanaatindeyim.

Sosyal Hizmet Uzmanı ve görevi acısından; her ne kadar duygusal yaklaşımlı olan bir meslek gibi anlaşılsa da; gerçekte asıl olması gereken mantıksal veya akılsal yaklaşımlıdır, çünkü duygular kişiden kişiye değişkenlik gösteren ve karar almada yanıltıcı sonuçlara neden olan bir durumdur.

Olaya duygusal yaklaşmak veya raporu hissi duygularla oluşturmak; o an için içinizi ve dar bir kesimin, hatta tüm toplumun ve kamuoyunun beklentilerini ve vijdanını rıhatlata bilir, ama uzun vade de daha büyük toplumsal sorunlar yaratarak bir yandan toplumsal gelşimin önünü tıkayabilir, diğer yandan da Sosyal Hizmet Uzmanının daha fazla sorunlarla uğraşmak durumunda kalmasına sebebiyet verebilir bu duygusal yaklaşım sonucu tutulan rapor yada alınan kararlar.., çünkü S.H Uzmanın asıl en önemli görevi makro düzeyde olan toplumsal gelişimi yaratabilmeyi başarmak olduğundan; olaya sadece an itibari ile mağdur olmuş kişi acısından bakıp değerlendirmek görevimizi eksik kılar, çünkü Sosyal Hizmet Uzmanının görevi sadece mağduru korumak değil; aynı zamanda ileride oluşabilcek başka mğduriyetlerin de önüne geçmektir.

Yani Sosyal Hizmet Uzmanı sadece mağdur bireyleri tedavi yapan değil; aynı zamanda ileride oluşacak olan ve topluma mal olacak yada toplumun sırtına daha büyük bir yükle dönebilecek başka sorunların önünü de şimdiden kesebilmek için; aldığı kararlarda yada yazacağı raporda olayın gerçeğe uygun düşmesinin, yani olayın yazılacak olan rapora aşırı ağır yada aşırı hafif yansıtılmaması için; duygusallıktan uzak, çok ince hesap ve cümlelerle; oluşan vakanın psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik boyutunun durum seviyesi mantık çerçevesinde net hesaplanılarak rapora geçirilmesinin öneminin; hem mağdur kişi, hem toplum için, hem S.H uzmanın görevi için, hem istismarcının geleceğinin şekillendirilmesinde çok büyük rol oynamaktadır.

Bunu şu şekilde de anlatabiliriz; bir suçluya işlediği sucun ağırlık seviyesinin altında hafif bir yargılama ve cezalandırma yaptığımızda; mağdurun yada mağdurların haklarını gerekli yeterlilikte savunamadığımız için; öncelikle madura ikinci bir maduriyet’ide biz Sosyal Hizmet Uzmanlarının eliyle yaşatmış oluruz ve o madurda toplumun bir bireyi ve sabit üyesi olduğundan; toplumsal rıhatsızlığı, ve toplumsal işlevselliği, toplum kurum ve kuruluşlarına olan güveni, adalet ve güvenceye olan iltimata kadar ne varsa her şeyi bozup; zincirleme olarak zaman içerisinde işlevsiz, duyarsız, güvensiz, çıkarcı, kendi hakkını kendisi kolama ihtiyacı duyan, dejenere olmuş ve mafya-varik bir toplum haline dönüşmüş bir toplumun yaratılmasına bizzat biz SOSYAL HİZMET UZMANLARININ eliyle katkı sağlamış oluruz maalesef..

Aynı zamanda tersi yapılırsa, yani bir Sosyal Hizmet Uzmanı olaya duygusal yaklaşıp suca, haksızlığa ve toplum düzenini bozanlara sinirlenip; suçlunun işlediği suca karşılık gelen cezadan daha fazla alması için; raporda gerçekleşmiş olan mağduriyeti çok daha ağır gibi yansıtırsa (yani örneğin; elle yapılmış bir istismarın mağdurda yaratmış olduğu psikolojik zararı; olduğundan daha fazla örneğin bir tecavüz vakasında oluşan ağır psikolojik tranvadaki seviye ile aynı seviyede göstermeye çalışır ise; bu seferde kendi işlemiş olduğu sucun mağduru olan sucluyu mağdur duruma düşürmüş oluruz..

Yani o olaya an itibari ile rapor yazacak bir S.H Uzmanı olarak olaya duygusal yaklaşıp hem kendi vijdanımızı, hemde toplum vijdanını belki o an için rıhatlata biliriz, ama daha sonra o suçlu olan kişiye hak ettiğinden çok daha fazlasını yaşatığımız için; yani gerçek bir denge tuturamadığımız için; o suçlu toplumun, insanların, uzmanların, hakimin. Kültürün, dinin ve törelerin kendisine fazladan vermiş olduğu cezaya isyan edip; insanlara, topluma ve sisteme olan kin ve nefretinde ne kadar haklı olduğunu düşünmesine sebep olacaktır.

Zaten suçluyu islah etmek için suçluyu içerde ve dışarda olsun eğitmeyen eğitemeyen ve hatta içeride suçluya adeta suç yöntemleri konusunda doktora yaptırıp suçluyu daha büyük bir suçluya dönüştürerek toplumumuza tekrar geri gönderen ceza ve hapishane sistemimiz ile biz sosyal hizmet uzmanlarının aşırı ağır raporunun yaratmış olduğu fazla haksızlığın birleşmesiyle de; o suçlu içerden çıktıktan sonra karşımıza; daha azılı ve daha büyük suçlar işlemeye hazır bir kişilik olarak cıkıp; ordan da toplumun içine tekrar karişmaktadır.

Toplum içerisine bu şekilde dönen bir suçlu ise; hem toplum içerisinde daha büyük ve yeni suçlar yaratarak toplum düzenini bozacak; hem de her hapis yatmış kişi suçu ne olursa olsun, ister hırsızlık, ister istismar, ister tecavüz olsun; o artık suçluda olsa (özellikle biz s.h. uzmanların asıl görevi olan toplumsal gelişmeyi sağlamak olduğundan ve o kişide suçlu dahi olsa toplumun sabit bir üyesi, yani özellikle toplumu olumlu yada olumsuz etkileyebilecek biri olduğu için) sosyal yardıma ihtiyacı olacak olan ve kendi işlemiş olduğu sucun mağduru olan suçluyu; BU SEFERDE BİZ SOSYAL HİZMET UZMANLARI OLARAK ONA EL UZATMAK ZORUNDA KALIP; PSIKOLOJİK, SOSYOLOJİK, AİLESEL, CEVRESEL, İŞ’SEL, AŞ’SAL VE BARINMA GİBİ BİR COK BAZDA SUCLUYU DESTEKLEMEK ZORUNDA KALACAĞIZ…

Bir nevi yazdığımız ve dengeyi tuturamadığımız rapor ve o rapor sonucu verilen cezanın yanına birde suçlulara islah değilde; suç işleme yöntemleri ve becerileri acısından adeta içerde suçlulara doktora yaptırtan hapishane sistemimizin de eklenmesiyle; kendi elimizle hep birlikte iyice büyüttüğümüz ve tekrar bizim çözmemiz gereken daha büyük vakalar ile uğraşmak zorunda kalmak zorunda kalacağız.

Buda üzerimizdeki yükü azaltmak değil; durmadan çoğalttığımızı ve yanlış yöntem, sistem ve eğitim yüzünden hem bunları çözmek için harcamış olduğumuz enerjimizi tüketmiş oluyoruz, hem de toplumsal sorunlarımız azalmak yerine; çığ gibi durmadan büyüyüp; bir dağa dönüşmesinin önünü kendi elimizle açmış olmaktayız.

Unutmamak gerek ki biz S.H Uzmanlarının asıl en önemli görevi toplumsal gelişimi ya da dönüşümü gerçekleştirmektir! 
Bu başarıldığında bireysel işlenen suçlarda büyük azalmalar kendiliğinden olacaktır, çünkü suç önlemenin en etkili yolu; cezai yöntemler değil; toplumsal bilgi, bilinç, eğitim, ve suca yaklaşım sistemindeki hendikaplarımızı gidermek ve işlenen suçla oarantılı cezalar verebilmekten geçer..

Ve gene unutmayalım ki; mağdur edilmiş taraf bugün bizim müracatcımız ise; yarın mağduru mağdur eden suçluda artık işlemiş olduğu suçtan dolayı, yani kendi işlemiş olduğu suçun mağduru olarak karşımıza başka bir mağdur; suç mağduru olarak cıkıp müracaatçımız olacaktır..

Ve belki hatta gennellikle işlediği suçun mağduru olan suçluda geçmişinde bir çok mağdurluklara uğradığından yada mağdurluklar yaşadığından; böyle bir suçluya dönüşmüştür.. 
Yani her bir sucun arkasında başka mağduriyet hikayelerinin çıkması büyük olasılıktır ve biz S.H Uzmanlarının tek müracaatçısı sadece mağdur edilmişler değildir; aynı zamanda mağdur edenlerin rehabilitasyonu ve her türlü sosyal sorununu çözme konusunda müracatcı olarak kabul etmekteyiz.

Şu gecen haftalarda hamile bir kediyi köpeğin önüne atan 2 çocuğu bir hatırlayalım mesela.. 
O iki çocuğun çocuk olduğunu ve zaten maduriyet yaşayacağı dezavantajlı bir cevreden yetişip geldiğini nasılda bir anda unutup; tüm toplum olarak kendilerine düşman kesilmiş, her bir ağızdan lanetlemiş, hakaret etmiş hata idamını ve ölümünü dahi isteyenlerle dolup taşmıştı bir anda toplum gündemi..
Tüm kamuoyu adeta şuursuzca bir linç başlatarak; içindeki kini, nefreti kusup, kendini rıhatlatmak için adeta bir biri ile yarışıyordu sözde hayvan sevgisi ve ahlaksal yaşam ve kötülüğe karşı çıktığını kanıtlamak istercesine..

Halbuki toplum o iki çocuğa tepkilerini göstermeye ve bu tepkilerin dozu artıkça toplum farkındalığını kaybedip; o iki çocuğun sarf ettiği sözlerden çok çok daha fazlasını çocuğa kullanmak için bir biri ile bir yarışa girdiklerinde: beni o iki çocuktan çok bu toplumun vermiş olduğu tepki korkutmuştu.., çünkü o çocuğun yetiştiği cevre ve mağduriyetliğin yaratmış olduğu kişilik belli idi..

Peki bu toplumun o iki çocuk hakkında sarf ettiği sözler neyin nesiydi.. O sözler bana tek bir korkunç gerçeği gösteriyordu; oda toplumumuzun büyük bir kısmınında yaralı olduğu, mağdur olduğu, dezavantajlı bir cevrede yetiştiği, en ufak bir şeyde patlamak için bir biriyle yarışmak için haır olduğu, kin, nefretle dolu olduğu, hepsin mantığını kaybedip taşmak için her hangi bir bahane beklediğini.., yani kısacası kocaman ruhsal ve sosyolojik problemli hastalıklı bit toplum olduğumuzun gerçeğini gözlerimin önüne net bir şekilde serdiği için; ben o iki çocuktan değil; asıl güya o çocuklara ve suca o şekilde tepki gösteren toplumdan korkmuştum.., çünkü o ıki çocuğu belki tedavi etmeyi başarabiliriz ama koca yaralı ve ruhsal sorunlara sahip bir toplumu tedavi etmek hiçte kolay bir şey olmuyacak..

Bu yüzden biz Sosyal Hizmet Uzmanlarının en önemli görevi; bireysel bazda raporlar tutar iken; toplumsal bazıda göz ardı etmeden raporlar yazabılmeyi başarabilmemizdir.., çünkü istismara uğramış birini belki tedavi edebilmeyi başarabiliriz, ama mesele asıl o ileride tekrar topluma dönecek olan suçluyu tedavi etmeyi başarabilmektir, çünkü onu tedavi etmeyi başaramaz isek; bu bize ileride o kişiler tarafından daha çok mağdur kişiler yaratıp; bize göndermesine sebep olmaktan başka bir şeye yamayacak, bu yüzden her rapor ve kararda sadece mağdurun değil; suçluyuda bir muracatcı gibi görüp; suclunun da tedavisi ve bir nevi iylik halini hesaplamak zorundayız.

Suçlu, suçsuz her birinin bir araya gelmesi ile toplum denen şeyi yaratır ve toplum oluştuktan sonra ise o toplumu oluşturmuş her bir insan o toplumun birer sabit üyesi olarak kabul edilir ve bu karşılıklı bir birini yaratma ve dönüştürme mekanizmasında; özellikle biz S.H Uzmanları bireyin sorununa yada sorunlarına müdahaleyi yaparken makro-bik resmide (yani toplumsal gelişmeyi de) göz önünde bulundurarak akıl ve mantık çerçevesinde kararlar verip, doğru sistemler kurmayı başarır isek; hem gelecekte bireylere karşı oluşacak suçları mikro bazda değil; makro bazda azaltmayı başarmış oluruz, hem bu yolda harcadığımız enerjimizin çok daha azı ile çok daha büyük başarılara imza atmış oluruz.., buda (harcadığımız enerjının karşılığı bize negativ değil; positif gelişmelerle dönmeye başlayacağından) daha sonra yapacağımız başka çalışmalar için daha fazla motive olmamızı sağlıyaçak yada motivasyonumuzu yükseltecektir.

Bu yazmış olduğum yazının ( yani İSTİSMARCININ HAKLARINI KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEMİNİN) içeriğini daha net bir şekilde anlaşılması için; benim ‘’Yeni Nesil Sosyal Hizmet’’ sayfasında bir sonraki yapacağım paylaşımda; benim daha önce bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı bir kurumda staj görürken; babası tarafından istismar edilmiş bir vakaya yapmış olduğumuz müdahale esnasında benim gözlemlediğim bir çok yanlışlıklarımızı ele alıp (özel hayat ve gizlilik politikasını da göz önünde bulundurmak süretiyle, yani isim, yer, zaman, kurum bilgisi vermeden) Yeni Nesil Sosyal Hizmet sayfamızda o vakada yapılan yanlışlıkları irdeleyip; yanlış müdahalelerimizin daha net farkına varmak için; konuyu ve vakayı sayfamızda masaya yatırıp; tartışmaya açmak oldukça yararlı olaçaktır.. o zaman konunun her boyutuyla çok daha net bir şekilde anlaşılacağını düşünüyorum.

Hatta ordaki vakayı ele aldığımızda sadece mağdur ve suçlu hakkının önemini anlama acısından değil; aynı zamanda müdahale şekli, evresi, biçimi, okul müdürlerinin tutumu, koruma altına alınmada birokratik sistemden kaynaklanan başka sorun ve maduriyetler, çocuk koruma evindeki sakatlıklara ve tüm süreç boyunca yürütülen psikolojik desteğin eksikliklerine varıncaya kadar; bir çok yönden vakaya ışık hatta projektör tutmaya çalışacağız..

Şimdilik bu yazı çok uzamasın diye; o daha açıklayıcı olacak deneyimi bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Bu yazı şimdilik benim açmış olduğum Yeni Nesil Sosyal Hizmet sayfasının ilk paylaşım denemesi olsun  https://www.facebook.com/Yeni-Nesil-Sosyal-Hizmet-102127401132278/?modal=admin_todo_tour

Saygılarımla!
İ.A.C.K

(Bu açmış olduğum ‘’Yeni Nesil Sosyal Hizmet’’ sayfasındaki ilk paylaşımımız olsun)

İSTİSMARCININ HAKLARINI VE İYLİK HALİNİ KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEMİ

(Yazan; İsmail Ismail Arin C. Korkmaz-er)

Evet, yazının başlığını ve konusunu yanlış okumadınız..! 
Bu yazı genelde değinilen mağdur haklarının korunması üzerine değil; tam tersine suçluların, istismarcıların haklarının korunması üzerinedir.., çünkü mağdur haklarının korunması ve önemi bilindik ve sık dile getirilebilen bir konudur, ama suçlunun haklarının korunmasının öneminin de toplumsal ve sosyolojik acıdan ve suç önleme yada azaltma acısından önemli olabileceğini de görmek gerek.

Konuyu daha da acar isek; Ben bugün pek yazılmayan, bilinmeyen ya da önemsenip dikkate alınmayan kişilerin; örneğin istismarcı yada herhangi bir suçlunun haklarının korunması özelliklede verilecek olan cezanın işlemiş olduğu sucun ağırlığı yada hafifliğine uygun dengeli olmasının öneminine değinmek istiyorum..

Bu konuyu daha çok Sosyal Hizmet Uzmanlarının mesleği, sorumluluğu ve görevi acısından ele alıp; özellikle hakimlere yardımcı olmak için rapor tutarken; olayın yada vakanın psikolojik, fizyolojik boyutuna önemi üzerine duracağız..

Tabiki bir çok vakanın kültürel, dinsel ve töresel boyutu da var, ama raporu oluştururken kültürel, dinsel ve töresel boyutunu biraz sınırlı tutmakta fayda vardır diye düşünüyorum, çünkü kültür, din ve töre gibi şeyler olayın gerçekliğini değiştirip; olayı çok daha farklı bir boyuta dönüştürerek; sanal bir farklı gerçeklik yaratığından dolayı olayı ve olayın cezasının ağırlığını yada hafifliğini gerçekliğin dışına; yani olayı vakanın, madurun ve suçlunun durumun dışına çıkartarak; ordadaki durumla uyumlu olmayan bir ceza verilmesine sebep olabileceğinden dolayı; vakanın vermiş olduğu indirek zararından çok; direk vermiş olduğu zararı, yani olayın daha çok psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik boyutunun ön plan da yada göz önünde tutulması en doğru yol olacaktır.

Bu şekilde bir müdahale seviyesi, şekli veya kararı belirlemek ve inceleme raporunu bu doğrultuta yazmak; altı dolu çok daha gerçekçi bir rapor olacağı kanaatindeyim.

Sosyal Hizmet Uzmanı ve görevi acısından; her ne kadar duygusal yaklaşımlı olan bir meslek gibi anlaşılsa da; gerçekte asıl olması gereken mantıksal veya akılsal yaklaşımlıdır, çünkü duygular kişiden kişiye değişkenlik gösteren ve karar almada yanıltıcı sonuçlara neden olan bir durumdur.

Olaya duygusal yaklaşmak veya raporu hissi duygularla oluşturmak; o an için içinizi ve dar bir kesimin, hatta tüm toplumun ve kamuoyunun beklentilerini ve vijdanını rıhatlata bilir, ama uzun vade de daha büyük toplumsal sorunlar yaratarak bir yandan toplumsal gelşimin önünü tıkayabilir, diğer yandan da Sosyal Hizmet Uzmanının daha fazla sorunlarla uğraşmak durumunda kalmasına sebebiyet verebilir bu duygusal yaklaşım sonucu tutulan rapor yada alınan kararlar.., çünkü S.H Uzmanın asıl en önemli görevi makro düzeyde olan toplumsal gelişimi yaratabilmeyi başarmak olduğundan; olaya sadece an itibari ile mağdur olmuş kişi acısından bakıp değerlendirmek görevimizi eksik kılar, çünkü Sosyal Hizmet Uzmanının görevi sadece mağduru korumak değil; aynı zamanda ileride oluşabilcek başka mğduriyetlerin de önüne geçmektir.

Yani Sosyal Hizmet Uzmanı sadece mağdur bireyleri tedavi yapan değil; aynı zamanda ileride oluşacak olan ve topluma mal olacak yada toplumun sırtına daha büyük bir yükle dönebilecek başka sorunların önünü de şimdiden kesebilmek için; aldığı kararlarda yada yazacağı raporda olayın gerçeğe uygun düşmesinin, yani olayın yazılacak olan rapora aşırı ağır yada aşırı hafif yansıtılmaması için; duygusallıktan uzak, çok ince hesap ve cümlelerle; oluşan vakanın psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik boyutunun durum seviyesi mantık çerçevesinde net hesaplanılarak rapora geçirilmesinin öneminin; hem mağdur kişi, hem toplum için, hem S.H uzmanın görevi için, hem istismarcının geleceğinin şekillendirilmesinde çok büyük rol oynamaktadır.

Bunu şu şekilde de anlatabiliriz; bir suçluya işlediği sucun ağırlık seviyesinin altında hafif bir yargılama ve cezalandırma yaptığımızda; mağdurun yada mağdurların haklarını gerekli yeterlilikte savunamadığımız için; öncelikle madura ikinci bir maduriyet’ide biz Sosyal Hizmet Uzmanlarının eliyle yaşatmış oluruz ve o madurda toplumun bir bireyi ve sabit üyesi olduğundan; toplumsal rıhatsızlığı, ve toplumsal işlevselliği, toplum kurum ve kuruluşlarına olan güveni, adalet ve güvenceye olan iltimata kadar ne varsa her şeyi bozup; zincirleme olarak zaman içerisinde işlevsiz, duyarsız, güvensiz, çıkarcı, kendi hakkını kendisi kolama ihtiyacı duyan, dejenere olmuş ve mafya-varik bir toplum haline dönüşmüş bir toplumun yaratılmasına bizzat biz SOSYAL HİZMET UZMANLARININ eliyle katkı sağlamış oluruz maalesef..

Aynı zamanda tersi yapılırsa, yani bir Sosyal Hizmet Uzmanı olaya duygusal yaklaşıp suca, haksızlığa ve toplum düzenini bozanlara sinirlenip; suçlunun işlediği suca karşılık gelen cezadan daha fazla alması için; raporda gerçekleşmiş olan mağduriyeti çok daha ağır gibi yansıtırsa (yani örneğin; elle yapılmış bir istismarın mağdurda yaratmış olduğu psikolojik zararı; olduğundan daha fazla örneğin bir tecavüz vakasında oluşan ağır psikolojik tranvadaki seviye ile aynı seviyede göstermeye çalışır ise; bu seferde kendi işlemiş olduğu sucun mağduru olan sucluyu mağdur duruma düşürmüş oluruz..

Yani o olaya an itibari ile rapor yazacak bir S.H Uzmanı olarak olaya duygusal yaklaşıp hem kendi vijdanımızı, hemde toplum vijdanını belki o an için rıhatlata biliriz, ama daha sonra o suçlu olan kişiye hak ettiğinden çok daha fazlasını yaşatığımız için; yani gerçek bir denge tuturamadığımız için; o suçlu toplumun, insanların, uzmanların, hakimin. Kültürün, dinin ve törelerin kendisine fazladan vermiş olduğu cezaya isyan edip; insanlara, topluma ve sisteme olan kin ve nefretinde ne kadar haklı olduğunu düşünmesine sebep olacaktır.

Zaten suçluyu islah etmek için suçluyu içerde ve dışarda olsun eğitmeyen eğitemeyen ve hatta içeride suçluya adeta suç yöntemleri konusunda doktora yaptırıp suçluyu daha büyük bir suçluya dönüştürerek toplumumuza tekrar geri gönderen ceza ve hapishane sistemimiz ile biz sosyal hizmet uzmanlarının aşırı ağır raporunun yaratmış olduğu fazla haksızlığın birleşmesiyle de; o suçlu içerden çıktıktan sonra karşımıza; daha azılı ve daha büyük suçlar işlemeye hazır bir kişilik olarak cıkıp; ordan da toplumun içine tekrar karişmaktadır.

Toplum içerisine bu şekilde dönen bir suçlu ise; hem toplum içerisinde daha büyük ve yeni suçlar yaratarak toplum düzenini bozacak; hem de her hapis yatmış kişi suçu ne olursa olsun, ister hırsızlık, ister istismar, ister tecavüz olsun; o artık suçluda olsa (özellikle biz s.h. uzmanların asıl görevi olan toplumsal gelişmeyi sağlamak olduğundan ve o kişide suçlu dahi olsa toplumun sabit bir üyesi, yani özellikle toplumu olumlu yada olumsuz etkileyebilecek biri olduğu için) sosyal yardıma ihtiyacı olacak olan ve kendi işlemiş olduğu sucun mağduru olan suçluyu; BU SEFERDE BİZ SOSYAL HİZMET UZMANLARI OLARAK ONA EL UZATMAK ZORUNDA KALIP; PSIKOLOJİK, SOSYOLOJİK, AİLESEL, CEVRESEL, İŞ’SEL, AŞ’SAL VE BARINMA GİBİ BİR COK BAZDA SUCLUYU DESTEKLEMEK ZORUNDA KALACAĞIZ…

Bir nevi yazdığımız ve dengeyi tuturamadığımız rapor ve o rapor sonucu verilen cezanın yanına birde suçlulara islah değilde; suç işleme yöntemleri ve becerileri acısından adeta içerde suçlulara doktora yaptırtan hapishane sistemimizin de eklenmesiyle; kendi elimizle hep birlikte iyice büyüttüğümüz ve tekrar bizim çözmemiz gereken daha büyük vakalar ile uğraşmak zorunda kalmak zorunda kalacağız.

Buda üzerimizdeki yükü azaltmak değil; durmadan çoğalttığımızı ve yanlış yöntem, sistem ve eğitim yüzünden hem bunları çözmek için harcamış olduğumuz enerjimizi tüketmiş oluyoruz, hem de toplumsal sorunlarımız azalmak yerine; çığ gibi durmadan büyüyüp; bir dağa dönüşmesinin önünü kendi elimizle açmış olmaktayız.

Unutmamak gerek ki biz S.H Uzmanlarının asıl en önemli görevi toplumsal gelişimi ya da dönüşümü gerçekleştirmektir! 
Bu başarıldığında bireysel işlenen suçlarda büyük azalmalar kendiliğinden olacaktır, çünkü suç önlemenin en etkili yolu; cezai yöntemler değil; toplumsal bilgi, bilinç, eğitim, ve suca yaklaşım sistemindeki hendikaplarımızı gidermek ve işlenen suçla oarantılı cezalar verebilmekten geçer..

Ve gene unutmayalım ki; mağdur edilmiş taraf bugün bizim müracatcımız ise; yarın mağduru mağdur eden suçluda artık işlemiş olduğu suçtan dolayı, yani kendi işlemiş olduğu suçun mağduru olarak karşımıza başka bir mağdur; suç mağduru olarak cıkıp müracaatçımız olacaktır..

Ve belki hatta gennellikle işlediği suçun mağduru olan suçluda geçmişinde bir çok mağdurluklara uğradığından yada mağdurluklar yaşadığından; böyle bir suçluya dönüşmüştür.. 
Yani her bir sucun arkasında başka mağduriyet hikayelerinin çıkması büyük olasılıktır ve biz S.H Uzmanlarının tek müracaatçısı sadece mağdur edilmişler değildir; aynı zamanda mağdur edenlerin rehabilitasyonu ve her türlü sosyal sorununu çözme konusunda müracatcı olarak kabul etmekteyiz.

Şu gecen haftalarda hamile bir kediyi köpeğin önüne atan 2 çocuğu bir hatırlayalım mesela.. 
O iki çocuğun çocuk olduğunu ve zaten maduriyet yaşayacağı dezavantajlı bir cevreden yetişip geldiğini nasılda bir anda unutup; tüm toplum olarak kendilerine düşman kesilmiş, her bir ağızdan lanetlemiş, hakaret etmiş hata idamını ve ölümünü dahi isteyenlerle dolup taşmıştı bir anda toplum gündemi..
Tüm kamuoyu adeta şuursuzca bir linç başlatarak; içindeki kini, nefreti kusup, kendini rıhatlatmak için adeta bir biri ile yarışıyordu sözde hayvan sevgisi ve ahlaksal yaşam ve kötülüğe karşı çıktığını kanıtlamak istercesine..

Halbuki toplum o iki çocuğa tepkilerini göstermeye ve bu tepkilerin dozu artıkça toplum farkındalığını kaybedip; o iki çocuğun sarf ettiği sözlerden çok çok daha fazlasını çocuğa kullanmak için bir biri ile bir yarışa girdiklerinde: beni o iki çocuktan çok bu toplumun vermiş olduğu tepki korkutmuştu.., çünkü o çocuğun yetiştiği cevre ve mağduriyetliğin yaratmış olduğu kişilik belli idi..

Peki bu toplumun o iki çocuk hakkında sarf ettiği sözler neyin nesiydi.. O sözler bana tek bir korkunç gerçeği gösteriyordu; oda toplumumuzun büyük bir kısmınında yaralı olduğu, mağdur olduğu, dezavantajlı bir cevrede yetiştiği, en ufak bir şeyde patlamak için bir biriyle yarışmak için haır olduğu, kin, nefretle dolu olduğu, hepsin mantığını kaybedip taşmak için her hangi bir bahane beklediğini.., yani kısacası kocaman ruhsal ve sosyolojik problemli hastalıklı bit toplum olduğumuzun gerçeğini gözlerimin önüne net bir şekilde serdiği için; ben o iki çocuktan değil; asıl güya o çocuklara ve suca o şekilde tepki gösteren toplumdan korkmuştum.., çünkü o ıki çocuğu belki tedavi etmeyi başarabiliriz ama koca yaralı ve ruhsal sorunlara sahip bir toplumu tedavi etmek hiçte kolay bir şey olmuyacak..

Bu yüzden biz Sosyal Hizmet Uzmanlarının en önemli görevi; bireysel bazda raporlar tutar iken; toplumsal bazıda göz ardı etmeden raporlar yazabılmeyi başarabilmemizdir.., çünkü istismara uğramış birini belki tedavi edebilmeyi başarabiliriz, ama mesele asıl o ileride tekrar topluma dönecek olan suçluyu tedavi etmeyi başarabilmektir, çünkü onu tedavi etmeyi başaramaz isek; bu bize ileride o kişiler tarafından daha çok mağdur kişiler yaratıp; bize göndermesine sebep olmaktan başka bir şeye yamayacak, bu yüzden her rapor ve kararda sadece mağdurun değil; suçluyuda bir muracatcı gibi görüp; suclunun da tedavisi ve bir nevi iylik halini hesaplamak zorundayız.

Suçlu, suçsuz her birinin bir araya gelmesi ile toplum denen şeyi yaratır ve toplum oluştuktan sonra ise o toplumu oluşturmuş her bir insan o toplumun birer sabit üyesi olarak kabul edilir ve bu karşılıklı bir birini yaratma ve dönüştürme mekanizmasında; özellikle biz S.H Uzmanları bireyin sorununa yada sorunlarına müdahaleyi yaparken makro-bik resmide (yani toplumsal gelişmeyi de) göz önünde bulundurarak akıl ve mantık çerçevesinde kararlar verip, doğru sistemler kurmayı başarır isek; hem gelecekte bireylere karşı oluşacak suçları mikro bazda değil; makro bazda azaltmayı başarmış oluruz, hem bu yolda harcadığımız enerjimizin çok daha azı ile çok daha büyük başarılara imza atmış oluruz.., buda (harcadığımız enerjının karşılığı bize negativ değil; positif gelişmelerle dönmeye başlayacağından) daha sonra yapacağımız başka çalışmalar için daha fazla motive olmamızı sağlıyaçak yada motivasyonumuzu yükseltecektir.

Bu yazmış olduğum yazının ( yani İSTİSMARCININ HAKLARINI KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEMİNİN) içeriğini daha net bir şekilde anlaşılması için; benim ‘’Yeni Nesil Sosyal Hizmet’’ sayfasında bir sonraki yapacağım paylaşımda; benim daha önce bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı bir kurumda staj görürken; babası tarafından istismar edilmiş bir vakaya yapmış olduğumuz müdahale esnasında benim gözlemlediğim bir çok yanlışlıklarımızı ele alıp (özel hayat ve gizlilik politikasını da göz önünde bulundurmak süretiyle, yani isim, yer, zaman, kurum bilgisi vermeden) Yeni Nesil Sosyal Hizmet sayfamızda o vakada yapılan yanlışlıkları irdeleyip; yanlış müdahalelerimizin daha net farkına varmak için; konuyu ve vakayı sayfamızda masaya yatırıp; tartışmaya açmak oldukça yararlı olaçaktır.. o zaman konunun her boyutuyla çok daha net bir şekilde anlaşılacağını düşünüyorum.

Hatta ordaki vakayı ele aldığımızda sadece mağdur ve suçlu hakkının önemini anlama acısından değil; aynı zamanda müdahale şekli, evresi, biçimi, okul müdürlerinin tutumu, koruma altına alınmada birokratik sistemden kaynaklanan başka sorun ve maduriyetler, çocuk koruma evindeki sakatlıklara ve tüm süreç boyunca yürütülen psikolojik desteğin eksikliklerine varıncaya kadar; bir çok yönden vakaya ışık hatta projektör tutmaya çalışacağız..

Şimdilik bu yazı çok uzamasın diye; o daha açıklayıcı olacak deneyimi bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Bu yazı şimdilik benim açmış olduğum Yeni Nesil Sosyal Hizmet sayfasının ilk paylaşım denemesi olsun  https://www.facebook.com/Yeni-Nesil-Sosyal-Hizmet-102127401132278/?modal=admin_todo_tour

Saygılarımla!
İ.A.C.K

(Bu açmış olduğum ‘’Yeni Nesil Sosyal Hizmet’’ sayfasındaki ilk paylaşımımız olsun)

İSTİSMARCININ HAKLARINI VE İYLİK HALİNİ KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEMİ

(Yazan; İsmail Ismail Arin C. Korkmaz-er)

Evet, yazının başlığını ve konusunu yanlış okumadınız..! 
Bu yazı genelde değinilen mağdur haklarının korunması üzerine değil; tam tersine suçluların, istismarcıların haklarının korunması üzerinedir.., çünkü mağdur haklarının korunması ve önemi bilindik ve sık dile getirilebilen bir konudur, ama suçlunun haklarının korunmasının öneminin de toplumsal ve sosyolojik acıdan ve suç önleme yada azaltma acısından önemli olabileceğini de görmek gerek.

Konuyu daha da acar isek; Ben bugün pek yazılmayan, bilinmeyen ya da önemsenip dikkate alınmayan kişilerin; örneğin istismarcı yada herhangi bir suçlunun haklarının korunması özelliklede verilecek olan cezanın işlemiş olduğu sucun ağırlığı yada hafifliğine uygun dengeli olmasının öneminine değinmek istiyorum..

Bu konuyu daha çok Sosyal Hizmet Uzmanlarının mesleği, sorumluluğu ve görevi acısından ele alıp; özellikle hakimlere yardımcı olmak için rapor tutarken; olayın yada vakanın psikolojik, fizyolojik boyutuna önemi üzerine duracağız..

Tabiki bir çok vakanın kültürel, dinsel ve töresel boyutu da var, ama raporu oluştururken kültürel, dinsel ve töresel boyutunu biraz sınırlı tutmakta fayda vardır diye düşünüyorum, çünkü kültür, din ve töre gibi şeyler olayın gerçekliğini değiştirip; olayı çok daha farklı bir boyuta dönüştürerek; sanal bir farklı gerçeklik yaratığından dolayı olayı ve olayın cezasının ağırlığını yada hafifliğini gerçekliğin dışına; yani olayı vakanın, madurun ve suçlunun durumun dışına çıkartarak; ordadaki durumla uyumlu olmayan bir ceza verilmesine sebep olabileceğinden dolayı; vakanın vermiş olduğu indirek zararından çok; direk vermiş olduğu zararı, yani olayın daha çok psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik boyutunun ön plan da yada göz önünde tutulması en doğru yol olacaktır.

Bu şekilde bir müdahale seviyesi, şekli veya kararı belirlemek ve inceleme raporunu bu doğrultuta yazmak; altı dolu çok daha gerçekçi bir rapor olacağı kanaatindeyim.

Sosyal Hizmet Uzmanı ve görevi acısından; her ne kadar duygusal yaklaşımlı olan bir meslek gibi anlaşılsa da; gerçekte asıl olması gereken mantıksal veya akılsal yaklaşımlıdır, çünkü duygular kişiden kişiye değişkenlik gösteren ve karar almada yanıltıcı sonuçlara neden olan bir durumdur.

Olaya duygusal yaklaşmak veya raporu hissi duygularla oluşturmak; o an için içinizi ve dar bir kesimin, hatta tüm toplumun ve kamuoyunun beklentilerini ve vijdanını rıhatlata bilir, ama uzun vade de daha büyük toplumsal sorunlar yaratarak bir yandan toplumsal gelşimin önünü tıkayabilir, diğer yandan da Sosyal Hizmet Uzmanının daha fazla sorunlarla uğraşmak durumunda kalmasına sebebiyet verebilir bu duygusal yaklaşım sonucu tutulan rapor yada alınan kararlar.., çünkü S.H Uzmanın asıl en önemli görevi makro düzeyde olan toplumsal gelişimi yaratabilmeyi başarmak olduğundan; olaya sadece an itibari ile mağdur olmuş kişi acısından bakıp değerlendirmek görevimizi eksik kılar, çünkü Sosyal Hizmet Uzmanının görevi sadece mağduru korumak değil; aynı zamanda ileride oluşabilcek başka mğduriyetlerin de önüne geçmektir.

Yani Sosyal Hizmet Uzmanı sadece mağdur bireyleri tedavi yapan değil; aynı zamanda ileride oluşacak olan ve topluma mal olacak yada toplumun sırtına daha büyük bir yükle dönebilecek başka sorunların önünü de şimdiden kesebilmek için; aldığı kararlarda yada yazacağı raporda olayın gerçeğe uygun düşmesinin, yani olayın yazılacak olan rapora aşırı ağır yada aşırı hafif yansıtılmaması için; duygusallıktan uzak, çok ince hesap ve cümlelerle; oluşan vakanın psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik boyutunun durum seviyesi mantık çerçevesinde net hesaplanılarak rapora geçirilmesinin öneminin; hem mağdur kişi, hem toplum için, hem S.H uzmanın görevi için, hem istismarcının geleceğinin şekillendirilmesinde çok büyük rol oynamaktadır.

Bunu şu şekilde de anlatabiliriz; bir suçluya işlediği sucun ağırlık seviyesinin altında hafif bir yargılama ve cezalandırma yaptığımızda; mağdurun yada mağdurların haklarını gerekli yeterlilikte savunamadığımız için; öncelikle madura ikinci bir maduriyet’ide biz Sosyal Hizmet Uzmanlarının eliyle yaşatmış oluruz ve o madurda toplumun bir bireyi ve sabit üyesi olduğundan; toplumsal rıhatsızlığı, ve toplumsal işlevselliği, toplum kurum ve kuruluşlarına olan güveni, adalet ve güvenceye olan iltimata kadar ne varsa her şeyi bozup; zincirleme olarak zaman içerisinde işlevsiz, duyarsız, güvensiz, çıkarcı, kendi hakkını kendisi kolama ihtiyacı duyan, dejenere olmuş ve mafya-varik bir toplum haline dönüşmüş bir toplumun yaratılmasına bizzat biz SOSYAL HİZMET UZMANLARININ eliyle katkı sağlamış oluruz maalesef..

Aynı zamanda tersi yapılırsa, yani bir Sosyal Hizmet Uzmanı olaya duygusal yaklaşıp suca, haksızlığa ve toplum düzenini bozanlara sinirlenip; suçlunun işlediği suca karşılık gelen cezadan daha fazla alması için; raporda gerçekleşmiş olan mağduriyeti çok daha ağır gibi yansıtırsa (yani örneğin; elle yapılmış bir istismarın mağdurda yaratmış olduğu psikolojik zararı; olduğundan daha fazla örneğin bir tecavüz vakasında oluşan ağır psikolojik tranvadaki seviye ile aynı seviyede göstermeye çalışır ise; bu seferde kendi işlemiş olduğu sucun mağduru olan sucluyu mağdur duruma düşürmüş oluruz..

Yani o olaya an itibari ile rapor yazacak bir S.H Uzmanı olarak olaya duygusal yaklaşıp hem kendi vijdanımızı, hemde toplum vijdanını belki o an için rıhatlata biliriz, ama daha sonra o suçlu olan kişiye hak ettiğinden çok daha fazlasını yaşatığımız için; yani gerçek bir denge tuturamadığımız için; o suçlu toplumun, insanların, uzmanların, hakimin. Kültürün, dinin ve törelerin kendisine fazladan vermiş olduğu cezaya isyan edip; insanlara, topluma ve sisteme olan kin ve nefretinde ne kadar haklı olduğunu düşünmesine sebep olacaktır.

Zaten suçluyu islah etmek için suçluyu içerde ve dışarda olsun eğitmeyen eğitemeyen ve hatta içeride suçluya adeta suç yöntemleri konusunda doktora yaptırıp suçluyu daha büyük bir suçluya dönüştürerek toplumumuza tekrar geri gönderen ceza ve hapishane sistemimiz ile biz sosyal hizmet uzmanlarının aşırı ağır raporunun yaratmış olduğu fazla haksızlığın birleşmesiyle de; o suçlu içerden çıktıktan sonra karşımıza; daha azılı ve daha büyük suçlar işlemeye hazır bir kişilik olarak cıkıp; ordan da toplumun içine tekrar karişmaktadır.

Toplum içerisine bu şekilde dönen bir suçlu ise; hem toplum içerisinde daha büyük ve yeni suçlar yaratarak toplum düzenini bozacak; hem de her hapis yatmış kişi suçu ne olursa olsun, ister hırsızlık, ister istismar, ister tecavüz olsun; o artık suçluda olsa (özellikle biz s.h. uzmanların asıl görevi olan toplumsal gelişmeyi sağlamak olduğundan ve o kişide suçlu dahi olsa toplumun sabit bir üyesi, yani özellikle toplumu olumlu yada olumsuz etkileyebilecek biri olduğu için) sosyal yardıma ihtiyacı olacak olan ve kendi işlemiş olduğu sucun mağduru olan suçluyu; BU SEFERDE BİZ SOSYAL HİZMET UZMANLARI OLARAK ONA EL UZATMAK ZORUNDA KALIP; PSIKOLOJİK, SOSYOLOJİK, AİLESEL, CEVRESEL, İŞ’SEL, AŞ’SAL VE BARINMA GİBİ BİR COK BAZDA SUCLUYU DESTEKLEMEK ZORUNDA KALACAĞIZ…

Bir nevi yazdığımız ve dengeyi tuturamadığımız rapor ve o rapor sonucu verilen cezanın yanına birde suçlulara islah değilde; suç işleme yöntemleri ve becerileri acısından adeta içerde suçlulara doktora yaptırtan hapishane sistemimizin de eklenmesiyle; kendi elimizle hep birlikte iyice büyüttüğümüz ve tekrar bizim çözmemiz gereken daha büyük vakalar ile uğraşmak zorunda kalmak zorunda kalacağız.

Buda üzerimizdeki yükü azaltmak değil; durmadan çoğalttığımızı ve yanlış yöntem, sistem ve eğitim yüzünden hem bunları çözmek için harcamış olduğumuz enerjimizi tüketmiş oluyoruz, hem de toplumsal sorunlarımız azalmak yerine; çığ gibi durmadan büyüyüp; bir dağa dönüşmesinin önünü kendi elimizle açmış olmaktayız.

Unutmamak gerek ki biz S.H Uzmanlarının asıl en önemli görevi toplumsal gelişimi ya da dönüşümü gerçekleştirmektir! 
Bu başarıldığında bireysel işlenen suçlarda büyük azalmalar kendiliğinden olacaktır, çünkü suç önlemenin en etkili yolu; cezai yöntemler değil; toplumsal bilgi, bilinç, eğitim, ve suca yaklaşım sistemindeki hendikaplarımızı gidermek ve işlenen suçla oarantılı cezalar verebilmekten geçer..

Ve gene unutmayalım ki; mağdur edilmiş taraf bugün bizim müracatcımız ise; yarın mağduru mağdur eden suçluda artık işlemiş olduğu suçtan dolayı, yani kendi işlemiş olduğu suçun mağduru olarak karşımıza başka bir mağdur; suç mağduru olarak cıkıp müracaatçımız olacaktır..

Ve belki hatta gennellikle işlediği suçun mağduru olan suçluda geçmişinde bir çok mağdurluklara uğradığından yada mağdurluklar yaşadığından; böyle bir suçluya dönüşmüştür.. 
Yani her bir sucun arkasında başka mağduriyet hikayelerinin çıkması büyük olasılıktır ve biz S.H Uzmanlarının tek müracaatçısı sadece mağdur edilmişler değildir; aynı zamanda mağdur edenlerin rehabilitasyonu ve her türlü sosyal sorununu çözme konusunda müracatcı olarak kabul etmekteyiz.

Şu gecen haftalarda hamile bir kediyi köpeğin önüne atan 2 çocuğu bir hatırlayalım mesela.. 
O iki çocuğun çocuk olduğunu ve zaten maduriyet yaşayacağı dezavantajlı bir cevreden yetişip geldiğini nasılda bir anda unutup; tüm toplum olarak kendilerine düşman kesilmiş, her bir ağızdan lanetlemiş, hakaret etmiş hata idamını ve ölümünü dahi isteyenlerle dolup taşmıştı bir anda toplum gündemi..
Tüm kamuoyu adeta şuursuzca bir linç başlatarak; içindeki kini, nefreti kusup, kendini rıhatlatmak için adeta bir biri ile yarışıyordu sözde hayvan sevgisi ve ahlaksal yaşam ve kötülüğe karşı çıktığını kanıtlamak istercesine..

Halbuki toplum o iki çocuğa tepkilerini göstermeye ve bu tepkilerin dozu artıkça toplum farkındalığını kaybedip; o iki çocuğun sarf ettiği sözlerden çok çok daha fazlasını çocuğa kullanmak için bir biri ile bir yarışa girdiklerinde: beni o iki çocuktan çok bu toplumun vermiş olduğu tepki korkutmuştu.., çünkü o çocuğun yetiştiği cevre ve mağduriyetliğin yaratmış olduğu kişilik belli idi..

Peki bu toplumun o iki çocuk hakkında sarf ettiği sözler neyin nesiydi.. O sözler bana tek bir korkunç gerçeği gösteriyordu; oda toplumumuzun büyük bir kısmınında yaralı olduğu, mağdur olduğu, dezavantajlı bir cevrede yetiştiği, en ufak bir şeyde patlamak için bir biriyle yarışmak için haır olduğu, kin, nefretle dolu olduğu, hepsin mantığını kaybedip taşmak için her hangi bir bahane beklediğini.., yani kısacası kocaman ruhsal ve sosyolojik problemli hastalıklı bit toplum olduğumuzun gerçeğini gözlerimin önüne net bir şekilde serdiği için; ben o iki çocuktan değil; asıl güya o çocuklara ve suca o şekilde tepki gösteren toplumdan korkmuştum.., çünkü o ıki çocuğu belki tedavi etmeyi başarabiliriz ama koca yaralı ve ruhsal sorunlara sahip bir toplumu tedavi etmek hiçte kolay bir şey olmuyacak..

Bu yüzden biz Sosyal Hizmet Uzmanlarının en önemli görevi; bireysel bazda raporlar tutar iken; toplumsal bazıda göz ardı etmeden raporlar yazabılmeyi başarabilmemizdir.., çünkü istismara uğramış birini belki tedavi edebilmeyi başarabiliriz, ama mesele asıl o ileride tekrar topluma dönecek olan suçluyu tedavi etmeyi başarabilmektir, çünkü onu tedavi etmeyi başaramaz isek; bu bize ileride o kişiler tarafından daha çok mağdur kişiler yaratıp; bize göndermesine sebep olmaktan başka bir şeye yamayacak, bu yüzden her rapor ve kararda sadece mağdurun değil; suçluyuda bir muracatcı gibi görüp; suclunun da tedavisi ve bir nevi iylik halini hesaplamak zorundayız.

Suçlu, suçsuz her birinin bir araya gelmesi ile toplum denen şeyi yaratır ve toplum oluştuktan sonra ise o toplumu oluşturmuş her bir insan o toplumun birer sabit üyesi olarak kabul edilir ve bu karşılıklı bir birini yaratma ve dönüştürme mekanizmasında; özellikle biz S.H Uzmanları bireyin sorununa yada sorunlarına müdahaleyi yaparken makro-bik resmide (yani toplumsal gelişmeyi de) göz önünde bulundurarak akıl ve mantık çerçevesinde kararlar verip, doğru sistemler kurmayı başarır isek; hem gelecekte bireylere karşı oluşacak suçları mikro bazda değil; makro bazda azaltmayı başarmış oluruz, hem bu yolda harcadığımız enerjimizin çok daha azı ile çok daha büyük başarılara imza atmış oluruz.., buda (harcadığımız enerjının karşılığı bize negativ değil; positif gelişmelerle dönmeye başlayacağından) daha sonra yapacağımız başka çalışmalar için daha fazla motive olmamızı sağlıyaçak yada motivasyonumuzu yükseltecektir.

Bu yazmış olduğum yazının ( yani İSTİSMARCININ HAKLARINI KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEMİNİN) içeriğini daha net bir şekilde anlaşılması için; benim ‘’Yeni Nesil Sosyal Hizmet’’ sayfasında bir sonraki yapacağım paylaşımda; benim daha önce bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı bir kurumda staj görürken; babası tarafından istismar edilmiş bir vakaya yapmış olduğumuz müdahale esnasında benim gözlemlediğim bir çok yanlışlıklarımızı ele alıp (özel hayat ve gizlilik politikasını da göz önünde bulundurmak süretiyle, yani isim, yer, zaman, kurum bilgisi vermeden) Yeni Nesil Sosyal Hizmet sayfamızda o vakada yapılan yanlışlıkları irdeleyip; yanlış müdahalelerimizin daha net farkına varmak için; konuyu ve vakayı sayfamızda masaya yatırıp; tartışmaya açmak oldukça yararlı olaçaktır.. o zaman konunun her boyutuyla çok daha net bir şekilde anlaşılacağını düşünüyorum.

Hatta ordaki vakayı ele aldığımızda sadece mağdur ve suçlu hakkının önemini anlama acısından değil; aynı zamanda müdahale şekli, evresi, biçimi, okul müdürlerinin tutumu, koruma altına alınmada birokratik sistemden kaynaklanan başka sorun ve maduriyetler, çocuk koruma evindeki sakatlıklara ve tüm süreç boyunca yürütülen psikolojik desteğin eksikliklerine varıncaya kadar; bir çok yönden vakaya ışık hatta projektör tutmaya çalışacağız..

Şimdilik bu yazı çok uzamasın diye; o daha açıklayıcı olacak deneyimi bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Bu yazı şimdilik benim açmış olduğum Yeni Nesil Sosyal Hizmet sayfasının ilk paylaşım denemesi olsun  https://www.facebook.com/Yeni-Nesil-Sosyal-Hizmet-102127401132278/?modal=admin_todo_tour

Saygılarımla!
İ.A.C.K

(Bu açmış olduğum ‘’Yeni Nesil Sosyal Hizmet’’ sayfasındaki ilk paylaşımımız olsun)

İSTİSMARCININ HAKLARINI VE İYLİK HALİNİ KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEMİ

(Yazan; İsmail Ismail Arin C. Korkmaz-er)

Evet, yazının başlığını ve konusunu yanlış okumadınız..! 
Bu yazı genelde değinilen mağdur haklarının korunması üzerine değil; tam tersine suçluların, istismarcıların haklarının korunması üzerinedir.., çünkü mağdur haklarının korunması ve önemi bilindik ve sık dile getirilebilen bir konudur, ama suçlunun haklarının korunmasının öneminin de toplumsal ve sosyolojik acıdan ve suç önleme yada azaltma acısından önemli olabileceğini de görmek gerek.

Konuyu daha da acar isek; Ben bugün pek yazılmayan, bilinmeyen ya da önemsenip dikkate alınmayan kişilerin; örneğin istismarcı yada herhangi bir suçlunun haklarının korunması özelliklede verilecek olan cezanın işlemiş olduğu sucun ağırlığı yada hafifliğine uygun dengeli olmasının öneminine değinmek istiyorum..

Bu konuyu daha çok Sosyal Hizmet Uzmanlarının mesleği, sorumluluğu ve görevi acısından ele alıp; özellikle hakimlere yardımcı olmak için rapor tutarken; olayın yada vakanın psikolojik, fizyolojik boyutuna önemi üzerine duracağız..

Tabiki bir çok vakanın kültürel, dinsel ve töresel boyutu da var, ama raporu oluştururken kültürel, dinsel ve töresel boyutunu biraz sınırlı tutmakta fayda vardır diye düşünüyorum, çünkü kültür, din ve töre gibi şeyler olayın gerçekliğini değiştirip; olayı çok daha farklı bir boyuta dönüştürerek; sanal bir farklı gerçeklik yaratığından dolayı olayı ve olayın cezasının ağırlığını yada hafifliğini gerçekliğin dışına; yani olayı vakanın, madurun ve suçlunun durumun dışına çıkartarak; ordadaki durumla uyumlu olmayan bir ceza verilmesine sebep olabileceğinden dolayı; vakanın vermiş olduğu indirek zararından çok; direk vermiş olduğu zararı, yani olayın daha çok psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik boyutunun ön plan da yada göz önünde tutulması en doğru yol olacaktır.

Bu şekilde bir müdahale seviyesi, şekli veya kararı belirlemek ve inceleme raporunu bu doğrultuta yazmak; altı dolu çok daha gerçekçi bir rapor olacağı kanaatindeyim.

Sosyal Hizmet Uzmanı ve görevi acısından; her ne kadar duygusal yaklaşımlı olan bir meslek gibi anlaşılsa da; gerçekte asıl olması gereken mantıksal veya akılsal yaklaşımlıdır, çünkü duygular kişiden kişiye değişkenlik gösteren ve karar almada yanıltıcı sonuçlara neden olan bir durumdur.

Olaya duygusal yaklaşmak veya raporu hissi duygularla oluşturmak; o an için içinizi ve dar bir kesimin, hatta tüm toplumun ve kamuoyunun beklentilerini ve vijdanını rıhatlata bilir, ama uzun vade de daha büyük toplumsal sorunlar yaratarak bir yandan toplumsal gelşimin önünü tıkayabilir, diğer yandan da Sosyal Hizmet Uzmanının daha fazla sorunlarla uğraşmak durumunda kalmasına sebebiyet verebilir bu duygusal yaklaşım sonucu tutulan rapor yada alınan kararlar.., çünkü S.H Uzmanın asıl en önemli görevi makro düzeyde olan toplumsal gelişimi yaratabilmeyi başarmak olduğundan; olaya sadece an itibari ile mağdur olmuş kişi acısından bakıp değerlendirmek görevimizi eksik kılar, çünkü Sosyal Hizmet Uzmanının görevi sadece mağduru korumak değil; aynı zamanda ileride oluşabilcek başka mğduriyetlerin de önüne geçmektir.

Yani Sosyal Hizmet Uzmanı sadece mağdur bireyleri tedavi yapan değil; aynı zamanda ileride oluşacak olan ve topluma mal olacak yada toplumun sırtına daha büyük bir yükle dönebilecek başka sorunların önünü de şimdiden kesebilmek için; aldığı kararlarda yada yazacağı raporda olayın gerçeğe uygun düşmesinin, yani olayın yazılacak olan rapora aşırı ağır yada aşırı hafif yansıtılmaması için; duygusallıktan uzak, çok ince hesap ve cümlelerle; oluşan vakanın psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik boyutunun durum seviyesi mantık çerçevesinde net hesaplanılarak rapora geçirilmesinin öneminin; hem mağdur kişi, hem toplum için, hem S.H uzmanın görevi için, hem istismarcının geleceğinin şekillendirilmesinde çok büyük rol oynamaktadır.

Bunu şu şekilde de anlatabiliriz; bir suçluya işlediği sucun ağırlık seviyesinin altında hafif bir yargılama ve cezalandırma yaptığımızda; mağdurun yada mağdurların haklarını gerekli yeterlilikte savunamadığımız için; öncelikle madura ikinci bir maduriyet’ide biz Sosyal Hizmet Uzmanlarının eliyle yaşatmış oluruz ve o madurda toplumun bir bireyi ve sabit üyesi olduğundan; toplumsal rıhatsızlığı, ve toplumsal işlevselliği, toplum kurum ve kuruluşlarına olan güveni, adalet ve güvenceye olan iltimata kadar ne varsa her şeyi bozup; zincirleme olarak zaman içerisinde işlevsiz, duyarsız, güvensiz, çıkarcı, kendi hakkını kendisi kolama ihtiyacı duyan, dejenere olmuş ve mafya-varik bir toplum haline dönüşmüş bir toplumun yaratılmasına bizzat biz SOSYAL HİZMET UZMANLARININ eliyle katkı sağlamış oluruz maalesef..

Aynı zamanda tersi yapılırsa, yani bir Sosyal Hizmet Uzmanı olaya duygusal yaklaşıp suca, haksızlığa ve toplum düzenini bozanlara sinirlenip; suçlunun işlediği suca karşılık gelen cezadan daha fazla alması için; raporda gerçekleşmiş olan mağduriyeti çok daha ağır gibi yansıtırsa (yani örneğin; elle yapılmış bir istismarın mağdurda yaratmış olduğu psikolojik zararı; olduğundan daha fazla örneğin bir tecavüz vakasında oluşan ağır psikolojik tranvadaki seviye ile aynı seviyede göstermeye çalışır ise; bu seferde kendi işlemiş olduğu sucun mağduru olan sucluyu mağdur duruma düşürmüş oluruz..

Yani o olaya an itibari ile rapor yazacak bir S.H Uzmanı olarak olaya duygusal yaklaşıp hem kendi vijdanımızı, hemde toplum vijdanını belki o an için rıhatlata biliriz, ama daha sonra o suçlu olan kişiye hak ettiğinden çok daha fazlasını yaşatığımız için; yani gerçek bir denge tuturamadığımız için; o suçlu toplumun, insanların, uzmanların, hakimin. Kültürün, dinin ve törelerin kendisine fazladan vermiş olduğu cezaya isyan edip; insanlara, topluma ve sisteme olan kin ve nefretinde ne kadar haklı olduğunu düşünmesine sebep olacaktır.

Zaten suçluyu islah etmek için suçluyu içerde ve dışarda olsun eğitmeyen eğitemeyen ve hatta içeride suçluya adeta suç yöntemleri konusunda doktora yaptırıp suçluyu daha büyük bir suçluya dönüştürerek toplumumuza tekrar geri gönderen ceza ve hapishane sistemimiz ile biz sosyal hizmet uzmanlarının aşırı ağır raporunun yaratmış olduğu fazla haksızlığın birleşmesiyle de; o suçlu içerden çıktıktan sonra karşımıza; daha azılı ve daha büyük suçlar işlemeye hazır bir kişilik olarak cıkıp; ordan da toplumun içine tekrar karişmaktadır.

Toplum içerisine bu şekilde dönen bir suçlu ise; hem toplum içerisinde daha büyük ve yeni suçlar yaratarak toplum düzenini bozacak; hem de her hapis yatmış kişi suçu ne olursa olsun, ister hırsızlık, ister istismar, ister tecavüz olsun; o artık suçluda olsa (özellikle biz s.h. uzmanların asıl görevi olan toplumsal gelişmeyi sağlamak olduğundan ve o kişide suçlu dahi olsa toplumun sabit bir üyesi, yani özellikle toplumu olumlu yada olumsuz etkileyebilecek biri olduğu için) sosyal yardıma ihtiyacı olacak olan ve kendi işlemiş olduğu sucun mağduru olan suçluyu; BU SEFERDE BİZ SOSYAL HİZMET UZMANLARI OLARAK ONA EL UZATMAK ZORUNDA KALIP; PSIKOLOJİK, SOSYOLOJİK, AİLESEL, CEVRESEL, İŞ’SEL, AŞ’SAL VE BARINMA GİBİ BİR COK BAZDA SUCLUYU DESTEKLEMEK ZORUNDA KALACAĞIZ…

Bir nevi yazdığımız ve dengeyi tuturamadığımız rapor ve o rapor sonucu verilen cezanın yanına birde suçlulara islah değilde; suç işleme yöntemleri ve becerileri acısından adeta içerde suçlulara doktora yaptırtan hapishane sistemimizin de eklenmesiyle; kendi elimizle hep birlikte iyice büyüttüğümüz ve tekrar bizim çözmemiz gereken daha büyük vakalar ile uğraşmak zorunda kalmak zorunda kalacağız.

Buda üzerimizdeki yükü azaltmak değil; durmadan çoğalttığımızı ve yanlış yöntem, sistem ve eğitim yüzünden hem bunları çözmek için harcamış olduğumuz enerjimizi tüketmiş oluyoruz, hem de toplumsal sorunlarımız azalmak yerine; çığ gibi durmadan büyüyüp; bir dağa dönüşmesinin önünü kendi elimizle açmış olmaktayız.

Unutmamak gerek ki biz S.H Uzmanlarının asıl en önemli görevi toplumsal gelişimi ya da dönüşümü gerçekleştirmektir! 
Bu başarıldığında bireysel işlenen suçlarda büyük azalmalar kendiliğinden olacaktır, çünkü suç önlemenin en etkili yolu; cezai yöntemler değil; toplumsal bilgi, bilinç, eğitim, ve suca yaklaşım sistemindeki hendikaplarımızı gidermek ve işlenen suçla oarantılı cezalar verebilmekten geçer..

Ve gene unutmayalım ki; mağdur edilmiş taraf bugün bizim müracatcımız ise; yarın mağduru mağdur eden suçluda artık işlemiş olduğu suçtan dolayı, yani kendi işlemiş olduğu suçun mağduru olarak karşımıza başka bir mağdur; suç mağduru olarak cıkıp müracaatçımız olacaktır..

Ve belki hatta gennellikle işlediği suçun mağduru olan suçluda geçmişinde bir çok mağdurluklara uğradığından yada mağdurluklar yaşadığından; böyle bir suçluya dönüşmüştür.. 
Yani her bir sucun arkasında başka mağduriyet hikayelerinin çıkması büyük olasılıktır ve biz S.H Uzmanlarının tek müracaatçısı sadece mağdur edilmişler değildir; aynı zamanda mağdur edenlerin rehabilitasyonu ve her türlü sosyal sorununu çözme konusunda müracatcı olarak kabul etmekteyiz.

Şu gecen haftalarda hamile bir kediyi köpeğin önüne atan 2 çocuğu bir hatırlayalım mesela.. 
O iki çocuğun çocuk olduğunu ve zaten maduriyet yaşayacağı dezavantajlı bir cevreden yetişip geldiğini nasılda bir anda unutup; tüm toplum olarak kendilerine düşman kesilmiş, her bir ağızdan lanetlemiş, hakaret etmiş hata idamını ve ölümünü dahi isteyenlerle dolup taşmıştı bir anda toplum gündemi..
Tüm kamuoyu adeta şuursuzca bir linç başlatarak; içindeki kini, nefreti kusup, kendini rıhatlatmak için adeta bir biri ile yarışıyordu sözde hayvan sevgisi ve ahlaksal yaşam ve kötülüğe karşı çıktığını kanıtlamak istercesine..

Halbuki toplum o iki çocuğa tepkilerini göstermeye ve bu tepkilerin dozu artıkça toplum farkındalığını kaybedip; o iki çocuğun sarf ettiği sözlerden çok çok daha fazlasını çocuğa kullanmak için bir biri ile bir yarışa girdiklerinde: beni o iki çocuktan çok bu toplumun vermiş olduğu tepki korkutmuştu.., çünkü o çocuğun yetiştiği cevre ve mağduriyetliğin yaratmış olduğu kişilik belli idi..

Peki bu toplumun o iki çocuk hakkında sarf ettiği sözler neyin nesiydi.. O sözler bana tek bir korkunç gerçeği gösteriyordu; oda toplumumuzun büyük bir kısmınında yaralı olduğu, mağdur olduğu, dezavantajlı bir cevrede yetiştiği, en ufak bir şeyde patlamak için bir biriyle yarışmak için haır olduğu, kin, nefretle dolu olduğu, hepsin mantığını kaybedip taşmak için her hangi bir bahane beklediğini.., yani kısacası kocaman ruhsal ve sosyolojik problemli hastalıklı bit toplum olduğumuzun gerçeğini gözlerimin önüne net bir şekilde serdiği için; ben o iki çocuktan değil; asıl güya o çocuklara ve suca o şekilde tepki gösteren toplumdan korkmuştum.., çünkü o ıki çocuğu belki tedavi etmeyi başarabiliriz ama koca yaralı ve ruhsal sorunlara sahip bir toplumu tedavi etmek hiçte kolay bir şey olmuyacak..

Bu yüzden biz Sosyal Hizmet Uzmanlarının en önemli görevi; bireysel bazda raporlar tutar iken; toplumsal bazıda göz ardı etmeden raporlar yazabılmeyi başarabilmemizdir.., çünkü istismara uğramış birini belki tedavi edebilmeyi başarabiliriz, ama mesele asıl o ileride tekrar topluma dönecek olan suçluyu tedavi etmeyi başarabilmektir, çünkü onu tedavi etmeyi başaramaz isek; bu bize ileride o kişiler tarafından daha çok mağdur kişiler yaratıp; bize göndermesine sebep olmaktan başka bir şeye yamayacak, bu yüzden her rapor ve kararda sadece mağdurun değil; suçluyuda bir muracatcı gibi görüp; suclunun da tedavisi ve bir nevi iylik halini hesaplamak zorundayız.

Suçlu, suçsuz her birinin bir araya gelmesi ile toplum denen şeyi yaratır ve toplum oluştuktan sonra ise o toplumu oluşturmuş her bir insan o toplumun birer sabit üyesi olarak kabul edilir ve bu karşılıklı bir birini yaratma ve dönüştürme mekanizmasında; özellikle biz S.H Uzmanları bireyin sorununa yada sorunlarına müdahaleyi yaparken makro-bik resmide (yani toplumsal gelişmeyi de) göz önünde bulundurarak akıl ve mantık çerçevesinde kararlar verip, doğru sistemler kurmayı başarır isek; hem gelecekte bireylere karşı oluşacak suçları mikro bazda değil; makro bazda azaltmayı başarmış oluruz, hem bu yolda harcadığımız enerjimizin çok daha azı ile çok daha büyük başarılara imza atmış oluruz.., buda (harcadığımız enerjının karşılığı bize negativ değil; positif gelişmelerle dönmeye başlayacağından) daha sonra yapacağımız başka çalışmalar için daha fazla motive olmamızı sağlıyaçak yada motivasyonumuzu yükseltecektir.

Bu yazmış olduğum yazının ( yani İSTİSMARCININ HAKLARINI KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEMİNİN) içeriğini daha net bir şekilde anlaşılması için; benim ‘’Yeni Nesil Sosyal Hizmet’’ sayfasında bir sonraki yapacağım paylaşımda; benim daha önce bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı bir kurumda staj görürken; babası tarafından istismar edilmiş bir vakaya yapmış olduğumuz müdahale esnasında benim gözlemlediğim bir çok yanlışlıklarımızı ele alıp (özel hayat ve gizlilik politikasını da göz önünde bulundurmak süretiyle, yani isim, yer, zaman, kurum bilgisi vermeden) Yeni Nesil Sosyal Hizmet sayfamızda o vakada yapılan yanlışlıkları irdeleyip; yanlış müdahalelerimizin daha net farkına varmak için; konuyu ve vakayı sayfamızda masaya yatırıp; tartışmaya açmak oldukça yararlı olaçaktır.. o zaman konunun her boyutuyla çok daha net bir şekilde anlaşılacağını düşünüyorum.

Hatta ordaki vakayı ele aldığımızda sadece mağdur ve suçlu hakkının önemini anlama acısından değil; aynı zamanda müdahale şekli, evresi, biçimi, okul müdürlerinin tutumu, koruma altına alınmada birokratik sistemden kaynaklanan başka sorun ve maduriyetler, çocuk koruma evindeki sakatlıklara ve tüm süreç boyunca yürütülen psikolojik desteğin eksikliklerine varıncaya kadar; bir çok yönden vakaya ışık hatta projektör tutmaya çalışacağız..

Şimdilik bu yazı çok uzamasın diye; o daha açıklayıcı olacak deneyimi bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Bu yazı şimdilik benim açmış olduğum Yeni Nesil Sosyal Hizmet sayfasının ilk paylaşım denemesi olsun  https://www.facebook.com/Yeni-Nesil-Sosyal-Hizmet-102127401132278/?modal=admin_todo_tour

Saygılarımla!
İ.A.C.K

(Bu açmış olduğum ‘’Yeni Nesil Sosyal Hizmet’’ sayfasındaki ilk paylaşımımız olsun)

İSTİSMARCININ HAKLARINI VE İYLİK HALİNİ KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEMİ

(Yazan; İsmail Ismail Arin C. Korkmaz-er)

Evet, yazının başlığını ve konusunu yanlış okumadınız..! 
Bu yazı genelde değinilen mağdur haklarının korunması üzerine değil; tam tersine suçluların, istismarcıların haklarının korunması üzerinedir.., çünkü mağdur haklarının korunması ve önemi bilindik ve sık dile getirilebilen bir konudur, ama suçlunun haklarının korunmasının öneminin de toplumsal ve sosyolojik acıdan ve suç önleme yada azaltma acısından önemli olabileceğini de görmek gerek.

Konuyu daha da acar isek; Ben bugün pek yazılmayan, bilinmeyen ya da önemsenip dikkate alınmayan kişilerin; örneğin istismarcı yada herhangi bir suçlunun haklarının korunması özelliklede verilecek olan cezanın işlemiş olduğu sucun ağırlığı yada hafifliğine uygun dengeli olmasının öneminine değinmek istiyorum..

Bu konuyu daha çok Sosyal Hizmet Uzmanlarının mesleği, sorumluluğu ve görevi acısından ele alıp; özellikle hakimlere yardımcı olmak için rapor tutarken; olayın yada vakanın psikolojik, fizyolojik boyutuna önemi üzerine duracağız..

Tabiki bir çok vakanın kültürel, dinsel ve töresel boyutu da var, ama raporu oluştururken kültürel, dinsel ve töresel boyutunu biraz sınırlı tutmakta fayda vardır diye düşünüyorum, çünkü kültür, din ve töre gibi şeyler olayın gerçekliğini değiştirip; olayı çok daha farklı bir boyuta dönüştürerek; sanal bir farklı gerçeklik yaratığından dolayı olayı ve olayın cezasının ağırlığını yada hafifliğini gerçekliğin dışına; yani olayı vakanın, madurun ve suçlunun durumun dışına çıkartarak; ordadaki durumla uyumlu olmayan bir ceza verilmesine sebep olabileceğinden dolayı; vakanın vermiş olduğu indirek zararından çok; direk vermiş olduğu zararı, yani olayın daha çok psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik boyutunun ön plan da yada göz önünde tutulması en doğru yol olacaktır.

Bu şekilde bir müdahale seviyesi, şekli veya kararı belirlemek ve inceleme raporunu bu doğrultuta yazmak; altı dolu çok daha gerçekçi bir rapor olacağı kanaatindeyim.

Sosyal Hizmet Uzmanı ve görevi acısından; her ne kadar duygusal yaklaşımlı olan bir meslek gibi anlaşılsa da; gerçekte asıl olması gereken mantıksal veya akılsal yaklaşımlıdır, çünkü duygular kişiden kişiye değişkenlik gösteren ve karar almada yanıltıcı sonuçlara neden olan bir durumdur.

Olaya duygusal yaklaşmak veya raporu hissi duygularla oluşturmak; o an için içinizi ve dar bir kesimin, hatta tüm toplumun ve kamuoyunun beklentilerini ve vijdanını rıhatlata bilir, ama uzun vade de daha büyük toplumsal sorunlar yaratarak bir yandan toplumsal gelşimin önünü tıkayabilir, diğer yandan da Sosyal Hizmet Uzmanının daha fazla sorunlarla uğraşmak durumunda kalmasına sebebiyet verebilir bu duygusal yaklaşım sonucu tutulan rapor yada alınan kararlar.., çünkü S.H Uzmanın asıl en önemli görevi makro düzeyde olan toplumsal gelişimi yaratabilmeyi başarmak olduğundan; olaya sadece an itibari ile mağdur olmuş kişi acısından bakıp değerlendirmek görevimizi eksik kılar, çünkü Sosyal Hizmet Uzmanının görevi sadece mağduru korumak değil; aynı zamanda ileride oluşabilcek başka mğduriyetlerin de önüne geçmektir.

Yani Sosyal Hizmet Uzmanı sadece mağdur bireyleri tedavi yapan değil; aynı zamanda ileride oluşacak olan ve topluma mal olacak yada toplumun sırtına daha büyük bir yükle dönebilecek başka sorunların önünü de şimdiden kesebilmek için; aldığı kararlarda yada yazacağı raporda olayın gerçeğe uygun düşmesinin, yani olayın yazılacak olan rapora aşırı ağır yada aşırı hafif yansıtılmaması için; duygusallıktan uzak, çok ince hesap ve cümlelerle; oluşan vakanın psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik boyutunun durum seviyesi mantık çerçevesinde net hesaplanılarak rapora geçirilmesinin öneminin; hem mağdur kişi, hem toplum için, hem S.H uzmanın görevi için, hem istismarcının geleceğinin şekillendirilmesinde çok büyük rol oynamaktadır.

Bunu şu şekilde de anlatabiliriz; bir suçluya işlediği sucun ağırlık seviyesinin altında hafif bir yargılama ve cezalandırma yaptığımızda; mağdurun yada mağdurların haklarını gerekli yeterlilikte savunamadığımız için; öncelikle madura ikinci bir maduriyet’ide biz Sosyal Hizmet Uzmanlarının eliyle yaşatmış oluruz ve o madurda toplumun bir bireyi ve sabit üyesi olduğundan; toplumsal rıhatsızlığı, ve toplumsal işlevselliği, toplum kurum ve kuruluşlarına olan güveni, adalet ve güvenceye olan iltimata kadar ne varsa her şeyi bozup; zincirleme olarak zaman içerisinde işlevsiz, duyarsız, güvensiz, çıkarcı, kendi hakkını kendisi kolama ihtiyacı duyan, dejenere olmuş ve mafya-varik bir toplum haline dönüşmüş bir toplumun yaratılmasına bizzat biz SOSYAL HİZMET UZMANLARININ eliyle katkı sağlamış oluruz maalesef..

Aynı zamanda tersi yapılırsa, yani bir Sosyal Hizmet Uzmanı olaya duygusal yaklaşıp suca, haksızlığa ve toplum düzenini bozanlara sinirlenip; suçlunun işlediği suca karşılık gelen cezadan daha fazla alması için; raporda gerçekleşmiş olan mağduriyeti çok daha ağır gibi yansıtırsa (yani örneğin; elle yapılmış bir istismarın mağdurda yaratmış olduğu psikolojik zararı; olduğundan daha fazla örneğin bir tecavüz vakasında oluşan ağır psikolojik tranvadaki seviye ile aynı seviyede göstermeye çalışır ise; bu seferde kendi işlemiş olduğu sucun mağduru olan sucluyu mağdur duruma düşürmüş oluruz..

Yani o olaya an itibari ile rapor yazacak bir S.H Uzmanı olarak olaya duygusal yaklaşıp hem kendi vijdanımızı, hemde toplum vijdanını belki o an için rıhatlata biliriz, ama daha sonra o suçlu olan kişiye hak ettiğinden çok daha fazlasını yaşatığımız için; yani gerçek bir denge tuturamadığımız için; o suçlu toplumun, insanların, uzmanların, hakimin. Kültürün, dinin ve törelerin kendisine fazladan vermiş olduğu cezaya isyan edip; insanlara, topluma ve sisteme olan kin ve nefretinde ne kadar haklı olduğunu düşünmesine sebep olacaktır.

Zaten suçluyu islah etmek için suçluyu içerde ve dışarda olsun eğitmeyen eğitemeyen ve hatta içeride suçluya adeta suç yöntemleri konusunda doktora yaptırıp suçluyu daha büyük bir suçluya dönüştürerek toplumumuza tekrar geri gönderen ceza ve hapishane sistemimiz ile biz sosyal hizmet uzmanlarının aşırı ağır raporunun yaratmış olduğu fazla haksızlığın birleşmesiyle de; o suçlu içerden çıktıktan sonra karşımıza; daha azılı ve daha büyük suçlar işlemeye hazır bir kişilik olarak cıkıp; ordan da toplumun içine tekrar karişmaktadır.

Toplum içerisine bu şekilde dönen bir suçlu ise; hem toplum içerisinde daha büyük ve yeni suçlar yaratarak toplum düzenini bozacak; hem de her hapis yatmış kişi suçu ne olursa olsun, ister hırsızlık, ister istismar, ister tecavüz olsun; o artık suçluda olsa (özellikle biz s.h. uzmanların asıl görevi olan toplumsal gelişmeyi sağlamak olduğundan ve o kişide suçlu dahi olsa toplumun sabit bir üyesi, yani özellikle toplumu olumlu yada olumsuz etkileyebilecek biri olduğu için) sosyal yardıma ihtiyacı olacak olan ve kendi işlemiş olduğu sucun mağduru olan suçluyu; BU SEFERDE BİZ SOSYAL HİZMET UZMANLARI OLARAK ONA EL UZATMAK ZORUNDA KALIP; PSIKOLOJİK, SOSYOLOJİK, AİLESEL, CEVRESEL, İŞ’SEL, AŞ’SAL VE BARINMA GİBİ BİR COK BAZDA SUCLUYU DESTEKLEMEK ZORUNDA KALACAĞIZ…

Bir nevi yazdığımız ve dengeyi tuturamadığımız rapor ve o rapor sonucu verilen cezanın yanına birde suçlulara islah değilde; suç işleme yöntemleri ve becerileri acısından adeta içerde suçlulara doktora yaptırtan hapishane sistemimizin de eklenmesiyle; kendi elimizle hep birlikte iyice büyüttüğümüz ve tekrar bizim çözmemiz gereken daha büyük vakalar ile uğraşmak zorunda kalmak zorunda kalacağız.

Buda üzerimizdeki yükü azaltmak değil; durmadan çoğalttığımızı ve yanlış yöntem, sistem ve eğitim yüzünden hem bunları çözmek için harcamış olduğumuz enerjimizi tüketmiş oluyoruz, hem de toplumsal sorunlarımız azalmak yerine; çığ gibi durmadan büyüyüp; bir dağa dönüşmesinin önünü kendi elimizle açmış olmaktayız.

Unutmamak gerek ki biz S.H Uzmanlarının asıl en önemli görevi toplumsal gelişimi ya da dönüşümü gerçekleştirmektir! 
Bu başarıldığında bireysel işlenen suçlarda büyük azalmalar kendiliğinden olacaktır, çünkü suç önlemenin en etkili yolu; cezai yöntemler değil; toplumsal bilgi, bilinç, eğitim, ve suca yaklaşım sistemindeki hendikaplarımızı gidermek ve işlenen suçla oarantılı cezalar verebilmekten geçer..

Ve gene unutmayalım ki; mağdur edilmiş taraf bugün bizim müracatcımız ise; yarın mağduru mağdur eden suçluda artık işlemiş olduğu suçtan dolayı, yani kendi işlemiş olduğu suçun mağduru olarak karşımıza başka bir mağdur; suç mağduru olarak cıkıp müracaatçımız olacaktır..

Ve belki hatta gennellikle işlediği suçun mağduru olan suçluda geçmişinde bir çok mağdurluklara uğradığından yada mağdurluklar yaşadığından; böyle bir suçluya dönüşmüştür.. 
Yani her bir sucun arkasında başka mağduriyet hikayelerinin çıkması büyük olasılıktır ve biz S.H Uzmanlarının tek müracaatçısı sadece mağdur edilmişler değildir; aynı zamanda mağdur edenlerin rehabilitasyonu ve her türlü sosyal sorununu çözme konusunda müracatcı olarak kabul etmekteyiz.

Şu gecen haftalarda hamile bir kediyi köpeğin önüne atan 2 çocuğu bir hatırlayalım mesela.. 
O iki çocuğun çocuk olduğunu ve zaten maduriyet yaşayacağı dezavantajlı bir cevreden yetişip geldiğini nasılda bir anda unutup; tüm toplum olarak kendilerine düşman kesilmiş, her bir ağızdan lanetlemiş, hakaret etmiş hata idamını ve ölümünü dahi isteyenlerle dolup taşmıştı bir anda toplum gündemi..
Tüm kamuoyu adeta şuursuzca bir linç başlatarak; içindeki kini, nefreti kusup, kendini rıhatlatmak için adeta bir biri ile yarışıyordu sözde hayvan sevgisi ve ahlaksal yaşam ve kötülüğe karşı çıktığını kanıtlamak istercesine..

Halbuki toplum o iki çocuğa tepkilerini göstermeye ve bu tepkilerin dozu artıkça toplum farkındalığını kaybedip; o iki çocuğun sarf ettiği sözlerden çok çok daha fazlasını çocuğa kullanmak için bir biri ile bir yarışa girdiklerinde: beni o iki çocuktan çok bu toplumun vermiş olduğu tepki korkutmuştu.., çünkü o çocuğun yetiştiği cevre ve mağduriyetliğin yaratmış olduğu kişilik belli idi..

Peki bu toplumun o iki çocuk hakkında sarf ettiği sözler neyin nesiydi.. O sözler bana tek bir korkunç gerçeği gösteriyordu; oda toplumumuzun büyük bir kısmınında yaralı olduğu, mağdur olduğu, dezavantajlı bir cevrede yetiştiği, en ufak bir şeyde patlamak için bir biriyle yarışmak için haır olduğu, kin, nefretle dolu olduğu, hepsin mantığını kaybedip taşmak için her hangi bir bahane beklediğini.., yani kısacası kocaman ruhsal ve sosyolojik problemli hastalıklı bit toplum olduğumuzun gerçeğini gözlerimin önüne net bir şekilde serdiği için; ben o iki çocuktan değil; asıl güya o çocuklara ve suca o şekilde tepki gösteren toplumdan korkmuştum.., çünkü o ıki çocuğu belki tedavi etmeyi başarabiliriz ama koca yaralı ve ruhsal sorunlara sahip bir toplumu tedavi etmek hiçte kolay bir şey olmuyacak..

Bu yüzden biz Sosyal Hizmet Uzmanlarının en önemli görevi; bireysel bazda raporlar tutar iken; toplumsal bazıda göz ardı etmeden raporlar yazabılmeyi başarabilmemizdir.., çünkü istismara uğramış birini belki tedavi edebilmeyi başarabiliriz, ama mesele asıl o ileride tekrar topluma dönecek olan suçluyu tedavi etmeyi başarabilmektir, çünkü onu tedavi etmeyi başaramaz isek; bu bize ileride o kişiler tarafından daha çok mağdur kişiler yaratıp; bize göndermesine sebep olmaktan başka bir şeye yamayacak, bu yüzden her rapor ve kararda sadece mağdurun değil; suçluyuda bir muracatcı gibi görüp; suclunun da tedavisi ve bir nevi iylik halini hesaplamak zorundayız.

Suçlu, suçsuz her birinin bir araya gelmesi ile toplum denen şeyi yaratır ve toplum oluştuktan sonra ise o toplumu oluşturmuş her bir insan o toplumun birer sabit üyesi olarak kabul edilir ve bu karşılıklı bir birini yaratma ve dönüştürme mekanizmasında; özellikle biz S.H Uzmanları bireyin sorununa yada sorunlarına müdahaleyi yaparken makro-bik resmide (yani toplumsal gelişmeyi de) göz önünde bulundurarak akıl ve mantık çerçevesinde kararlar verip, doğru sistemler kurmayı başarır isek; hem gelecekte bireylere karşı oluşacak suçları mikro bazda değil; makro bazda azaltmayı başarmış oluruz, hem bu yolda harcadığımız enerjimizin çok daha azı ile çok daha büyük başarılara imza atmış oluruz.., buda (harcadığımız enerjının karşılığı bize negativ değil; positif gelişmelerle dönmeye başlayacağından) daha sonra yapacağımız başka çalışmalar için daha fazla motive olmamızı sağlıyaçak yada motivasyonumuzu yükseltecektir.

Bu yazmış olduğum yazının ( yani İSTİSMARCININ HAKLARINI KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEMİNİN) içeriğini daha net bir şekilde anlaşılması için; benim ‘’Yeni Nesil Sosyal Hizmet’’ sayfasında bir sonraki yapacağım paylaşımda; benim daha önce bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı bir kurumda staj görürken; babası tarafından istismar edilmiş bir vakaya yapmış olduğumuz müdahale esnasında benim gözlemlediğim bir çok yanlışlıklarımızı ele alıp (özel hayat ve gizlilik politikasını da göz önünde bulundurmak süretiyle, yani isim, yer, zaman, kurum bilgisi vermeden) Yeni Nesil Sosyal Hizmet sayfamızda o vakada yapılan yanlışlıkları irdeleyip; yanlış müdahalelerimizin daha net farkına varmak için; konuyu ve vakayı sayfamızda masaya yatırıp; tartışmaya açmak oldukça yararlı olaçaktır.. o zaman konunun her boyutuyla çok daha net bir şekilde anlaşılacağını düşünüyorum.

Hatta ordaki vakayı ele aldığımızda sadece mağdur ve suçlu hakkının önemini anlama acısından değil; aynı zamanda müdahale şekli, evresi, biçimi, okul müdürlerinin tutumu, koruma altına alınmada birokratik sistemden kaynaklanan başka sorun ve maduriyetler, çocuk koruma evindeki sakatlıklara ve tüm süreç boyunca yürütülen psikolojik desteğin eksikliklerine varıncaya kadar; bir çok yönden vakaya ışık hatta projektör tutmaya çalışacağız..

Şimdilik bu yazı çok uzamasın diye; o daha açıklayıcı olacak deneyimi bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Bu yazı şimdilik benim açmış olduğum Yeni Nesil Sosyal Hizmet sayfasının ilk paylaşım denemesi olsun  https://www.facebook.com/Yeni-Nesil-Sosyal-Hizmet-102127401132278/?modal=admin_todo_tour

Saygılarımla!
İ.A.C.K

(Bu açmış olduğum ‘’Yeni Nesil Sosyal Hizmet’’ sayfasındaki ilk paylaşımımız olsun)

İSTİSMARCININ HAKLARINI VE İYLİK HALİNİ KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEMİ

(Yazan; İsmail Ismail Arin C. Korkmaz-er)

Evet, yazının başlığını ve konusunu yanlış okumadınız..! 
Bu yazı genelde değinilen mağdur haklarının korunması üzerine değil; tam tersine suçluların, istismarcıların haklarının korunması üzerinedir.., çünkü mağdur haklarının korunması ve önemi bilindik ve sık dile getirilebilen bir konudur, ama suçlunun haklarının korunmasının öneminin de toplumsal ve sosyolojik acıdan ve suç önleme yada azaltma acısından önemli olabileceğini de görmek gerek.

Konuyu daha da acar isek; Ben bugün pek yazılmayan, bilinmeyen ya da önemsenip dikkate alınmayan kişilerin; örneğin istismarcı yada herhangi bir suçlunun haklarının korunması özelliklede verilecek olan cezanın işlemiş olduğu sucun ağırlığı yada hafifliğine uygun dengeli olmasının öneminine değinmek istiyorum..

Bu konuyu daha çok Sosyal Hizmet Uzmanlarının mesleği, sorumluluğu ve görevi acısından ele alıp; özellikle hakimlere yardımcı olmak için rapor tutarken; olayın yada vakanın psikolojik, fizyolojik boyutuna önemi üzerine duracağız..

Tabiki bir çok vakanın kültürel, dinsel ve töresel boyutu da var, ama raporu oluştururken kültürel, dinsel ve töresel boyutunu biraz sınırlı tutmakta fayda vardır diye düşünüyorum, çünkü kültür, din ve töre gibi şeyler olayın gerçekliğini değiştirip; olayı çok daha farklı bir boyuta dönüştürerek; sanal bir farklı gerçeklik yaratığından dolayı olayı ve olayın cezasının ağırlığını yada hafifliğini gerçekliğin dışına; yani olayı vakanın, madurun ve suçlunun durumun dışına çıkartarak; ordadaki durumla uyumlu olmayan bir ceza verilmesine sebep olabileceğinden dolayı; vakanın vermiş olduğu indirek zararından çok; direk vermiş olduğu zararı, yani olayın daha çok psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik boyutunun ön plan da yada göz önünde tutulması en doğru yol olacaktır.

Bu şekilde bir müdahale seviyesi, şekli veya kararı belirlemek ve inceleme raporunu bu doğrultuta yazmak; altı dolu çok daha gerçekçi bir rapor olacağı kanaatindeyim.

Sosyal Hizmet Uzmanı ve görevi acısından; her ne kadar duygusal yaklaşımlı olan bir meslek gibi anlaşılsa da; gerçekte asıl olması gereken mantıksal veya akılsal yaklaşımlıdır, çünkü duygular kişiden kişiye değişkenlik gösteren ve karar almada yanıltıcı sonuçlara neden olan bir durumdur.

Olaya duygusal yaklaşmak veya raporu hissi duygularla oluşturmak; o an için içinizi ve dar bir kesimin, hatta tüm toplumun ve kamuoyunun beklentilerini ve vijdanını rıhatlata bilir, ama uzun vade de daha büyük toplumsal sorunlar yaratarak bir yandan toplumsal gelşimin önünü tıkayabilir, diğer yandan da Sosyal Hizmet Uzmanının daha fazla sorunlarla uğraşmak durumunda kalmasına sebebiyet verebilir bu duygusal yaklaşım sonucu tutulan rapor yada alınan kararlar.., çünkü S.H Uzmanın asıl en önemli görevi makro düzeyde olan toplumsal gelişimi yaratabilmeyi başarmak olduğundan; olaya sadece an itibari ile mağdur olmuş kişi acısından bakıp değerlendirmek görevimizi eksik kılar, çünkü Sosyal Hizmet Uzmanının görevi sadece mağduru korumak değil; aynı zamanda ileride oluşabilcek başka mğduriyetlerin de önüne geçmektir.

Yani Sosyal Hizmet Uzmanı sadece mağdur bireyleri tedavi yapan değil; aynı zamanda ileride oluşacak olan ve topluma mal olacak yada toplumun sırtına daha büyük bir yükle dönebilecek başka sorunların önünü de şimdiden kesebilmek için; aldığı kararlarda yada yazacağı raporda olayın gerçeğe uygun düşmesinin, yani olayın yazılacak olan rapora aşırı ağır yada aşırı hafif yansıtılmaması için; duygusallıktan uzak, çok ince hesap ve cümlelerle; oluşan vakanın psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik boyutunun durum seviyesi mantık çerçevesinde net hesaplanılarak rapora geçirilmesinin öneminin; hem mağdur kişi, hem toplum için, hem S.H uzmanın görevi için, hem istismarcının geleceğinin şekillendirilmesinde çok büyük rol oynamaktadır.

Bunu şu şekilde de anlatabiliriz; bir suçluya işlediği sucun ağırlık seviyesinin altında hafif bir yargılama ve cezalandırma yaptığımızda; mağdurun yada mağdurların haklarını gerekli yeterlilikte savunamadığımız için; öncelikle madura ikinci bir maduriyet’ide biz Sosyal Hizmet Uzmanlarının eliyle yaşatmış oluruz ve o madurda toplumun bir bireyi ve sabit üyesi olduğundan; toplumsal rıhatsızlığı, ve toplumsal işlevselliği, toplum kurum ve kuruluşlarına olan güveni, adalet ve güvenceye olan iltimata kadar ne varsa her şeyi bozup; zincirleme olarak zaman içerisinde işlevsiz, duyarsız, güvensiz, çıkarcı, kendi hakkını kendisi kolama ihtiyacı duyan, dejenere olmuş ve mafya-varik bir toplum haline dönüşmüş bir toplumun yaratılmasına bizzat biz SOSYAL HİZMET UZMANLARININ eliyle katkı sağlamış oluruz maalesef..

Aynı zamanda tersi yapılırsa, yani bir Sosyal Hizmet Uzmanı olaya duygusal yaklaşıp suca, haksızlığa ve toplum düzenini bozanlara sinirlenip; suçlunun işlediği suca karşılık gelen cezadan daha fazla alması için; raporda gerçekleşmiş olan mağduriyeti çok daha ağır gibi yansıtırsa (yani örneğin; elle yapılmış bir istismarın mağdurda yaratmış olduğu psikolojik zararı; olduğundan daha fazla örneğin bir tecavüz vakasında oluşan ağır psikolojik tranvadaki seviye ile aynı seviyede göstermeye çalışır ise; bu seferde kendi işlemiş olduğu sucun mağduru olan sucluyu mağdur duruma düşürmüş oluruz..

Yani o olaya an itibari ile rapor yazacak bir S.H Uzmanı olarak olaya duygusal yaklaşıp hem kendi vijdanımızı, hemde toplum vijdanını belki o an için rıhatlata biliriz, ama daha sonra o suçlu olan kişiye hak ettiğinden çok daha fazlasını yaşatığımız için; yani gerçek bir denge tuturamadığımız için; o suçlu toplumun, insanların, uzmanların, hakimin. Kültürün, dinin ve törelerin kendisine fazladan vermiş olduğu cezaya isyan edip; insanlara, topluma ve sisteme olan kin ve nefretinde ne kadar haklı olduğunu düşünmesine sebep olacaktır.

Zaten suçluyu islah etmek için suçluyu içerde ve dışarda olsun eğitmeyen eğitemeyen ve hatta içeride suçluya adeta suç yöntemleri konusunda doktora yaptırıp suçluyu daha büyük bir suçluya dönüştürerek toplumumuza tekrar geri gönderen ceza ve hapishane sistemimiz ile biz sosyal hizmet uzmanlarının aşırı ağır raporunun yaratmış olduğu fazla haksızlığın birleşmesiyle de; o suçlu içerden çıktıktan sonra karşımıza; daha azılı ve daha büyük suçlar işlemeye hazır bir kişilik olarak cıkıp; ordan da toplumun içine tekrar karişmaktadır.

Toplum içerisine bu şekilde dönen bir suçlu ise; hem toplum içerisinde daha büyük ve yeni suçlar yaratarak toplum düzenini bozacak; hem de her hapis yatmış kişi suçu ne olursa olsun, ister hırsızlık, ister istismar, ister tecavüz olsun; o artık suçluda olsa (özellikle biz s.h. uzmanların asıl görevi olan toplumsal gelişmeyi sağlamak olduğundan ve o kişide suçlu dahi olsa toplumun sabit bir üyesi, yani özellikle toplumu olumlu yada olumsuz etkileyebilecek biri olduğu için) sosyal yardıma ihtiyacı olacak olan ve kendi işlemiş olduğu sucun mağduru olan suçluyu; BU SEFERDE BİZ SOSYAL HİZMET UZMANLARI OLARAK ONA EL UZATMAK ZORUNDA KALIP; PSIKOLOJİK, SOSYOLOJİK, AİLESEL, CEVRESEL, İŞ’SEL, AŞ’SAL VE BARINMA GİBİ BİR COK BAZDA SUCLUYU DESTEKLEMEK ZORUNDA KALACAĞIZ…

Bir nevi yazdığımız ve dengeyi tuturamadığımız rapor ve o rapor sonucu verilen cezanın yanına birde suçlulara islah değilde; suç işleme yöntemleri ve becerileri acısından adeta içerde suçlulara doktora yaptırtan hapishane sistemimizin de eklenmesiyle; kendi elimizle hep birlikte iyice büyüttüğümüz ve tekrar bizim çözmemiz gereken daha büyük vakalar ile uğraşmak zorunda kalmak zorunda kalacağız.

Buda üzerimizdeki yükü azaltmak değil; durmadan çoğalttığımızı ve yanlış yöntem, sistem ve eğitim yüzünden hem bunları çözmek için harcamış olduğumuz enerjimizi tüketmiş oluyoruz, hem de toplumsal sorunlarımız azalmak yerine; çığ gibi durmadan büyüyüp; bir dağa dönüşmesinin önünü kendi elimizle açmış olmaktayız.

Unutmamak gerek ki biz S.H Uzmanlarının asıl en önemli görevi toplumsal gelişimi ya da dönüşümü gerçekleştirmektir! 
Bu başarıldığında bireysel işlenen suçlarda büyük azalmalar kendiliğinden olacaktır, çünkü suç önlemenin en etkili yolu; cezai yöntemler değil; toplumsal bilgi, bilinç, eğitim, ve suca yaklaşım sistemindeki hendikaplarımızı gidermek ve işlenen suçla oarantılı cezalar verebilmekten geçer..

Ve gene unutmayalım ki; mağdur edilmiş taraf bugün bizim müracatcımız ise; yarın mağduru mağdur eden suçluda artık işlemiş olduğu suçtan dolayı, yani kendi işlemiş olduğu suçun mağduru olarak karşımıza başka bir mağdur; suç mağduru olarak cıkıp müracaatçımız olacaktır..

Ve belki hatta gennellikle işlediği suçun mağduru olan suçluda geçmişinde bir çok mağdurluklara uğradığından yada mağdurluklar yaşadığından; böyle bir suçluya dönüşmüştür.. 
Yani her bir sucun arkasında başka mağduriyet hikayelerinin çıkması büyük olasılıktır ve biz S.H Uzmanlarının tek müracaatçısı sadece mağdur edilmişler değildir; aynı zamanda mağdur edenlerin rehabilitasyonu ve her türlü sosyal sorununu çözme konusunda müracatcı olarak kabul etmekteyiz.

Şu gecen haftalarda hamile bir kediyi köpeğin önüne atan 2 çocuğu bir hatırlayalım mesela.. 
O iki çocuğun çocuk olduğunu ve zaten maduriyet yaşayacağı dezavantajlı bir cevreden yetişip geldiğini nasılda bir anda unutup; tüm toplum olarak kendilerine düşman kesilmiş, her bir ağızdan lanetlemiş, hakaret etmiş hata idamını ve ölümünü dahi isteyenlerle dolup taşmıştı bir anda toplum gündemi..
Tüm kamuoyu adeta şuursuzca bir linç başlatarak; içindeki kini, nefreti kusup, kendini rıhatlatmak için adeta bir biri ile yarışıyordu sözde hayvan sevgisi ve ahlaksal yaşam ve kötülüğe karşı çıktığını kanıtlamak istercesine..

Halbuki toplum o iki çocuğa tepkilerini göstermeye ve bu tepkilerin dozu artıkça toplum farkındalığını kaybedip; o iki çocuğun sarf ettiği sözlerden çok çok daha fazlasını çocuğa kullanmak için bir biri ile bir yarışa girdiklerinde: beni o iki çocuktan çok bu toplumun vermiş olduğu tepki korkutmuştu.., çünkü o çocuğun yetiştiği cevre ve mağduriyetliğin yaratmış olduğu kişilik belli idi..

Peki bu toplumun o iki çocuk hakkında sarf ettiği sözler neyin nesiydi.. O sözler bana tek bir korkunç gerçeği gösteriyordu; oda toplumumuzun büyük bir kısmınında yaralı olduğu, mağdur olduğu, dezavantajlı bir cevrede yetiştiği, en ufak bir şeyde patlamak için bir biriyle yarışmak için haır olduğu, kin, nefretle dolu olduğu, hepsin mantığını kaybedip taşmak için her hangi bir bahane beklediğini.., yani kısacası kocaman ruhsal ve sosyolojik problemli hastalıklı bit toplum olduğumuzun gerçeğini gözlerimin önüne net bir şekilde serdiği için; ben o iki çocuktan değil; asıl güya o çocuklara ve suca o şekilde tepki gösteren toplumdan korkmuştum.., çünkü o ıki çocuğu belki tedavi etmeyi başarabiliriz ama koca yaralı ve ruhsal sorunlara sahip bir toplumu tedavi etmek hiçte kolay bir şey olmuyacak..

Bu yüzden biz Sosyal Hizmet Uzmanlarının en önemli görevi; bireysel bazda raporlar tutar iken; toplumsal bazıda göz ardı etmeden raporlar yazabılmeyi başarabilmemizdir.., çünkü istismara uğramış birini belki tedavi edebilmeyi başarabiliriz, ama mesele asıl o ileride tekrar topluma dönecek olan suçluyu tedavi etmeyi başarabilmektir, çünkü onu tedavi etmeyi başaramaz isek; bu bize ileride o kişiler tarafından daha çok mağdur kişiler yaratıp; bize göndermesine sebep olmaktan başka bir şeye yamayacak, bu yüzden her rapor ve kararda sadece mağdurun değil; suçluyuda bir muracatcı gibi görüp; suclunun da tedavisi ve bir nevi iylik halini hesaplamak zorundayız.

Suçlu, suçsuz her birinin bir araya gelmesi ile toplum denen şeyi yaratır ve toplum oluştuktan sonra ise o toplumu oluşturmuş her bir insan o toplumun birer sabit üyesi olarak kabul edilir ve bu karşılıklı bir birini yaratma ve dönüştürme mekanizmasında; özellikle biz S.H Uzmanları bireyin sorununa yada sorunlarına müdahaleyi yaparken makro-bik resmide (yani toplumsal gelişmeyi de) göz önünde bulundurarak akıl ve mantık çerçevesinde kararlar verip, doğru sistemler kurmayı başarır isek; hem gelecekte bireylere karşı oluşacak suçları mikro bazda değil; makro bazda azaltmayı başarmış oluruz, hem bu yolda harcadığımız enerjimizin çok daha azı ile çok daha büyük başarılara imza atmış oluruz.., buda (harcadığımız enerjının karşılığı bize negativ değil; positif gelişmelerle dönmeye başlayacağından) daha sonra yapacağımız başka çalışmalar için daha fazla motive olmamızı sağlıyaçak yada motivasyonumuzu yükseltecektir.

Bu yazmış olduğum yazının ( yani İSTİSMARCININ HAKLARINI KORUMAK VE DENGELİ BİR İNCELEME RAPORU VE CEZA VEREBİLMENİN ÖNEMİNİN) içeriğini daha net bir şekilde anlaşılması için; benim ‘’Yeni Nesil Sosyal Hizmet’’ sayfasında bir sonraki yapacağım paylaşımda; benim daha önce bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı bir kurumda staj görürken; babası tarafından istismar edilmiş bir vakaya yapmış olduğumuz müdahale esnasında benim gözlemlediğim bir çok yanlışlıklarımızı ele alıp (özel hayat ve gizlilik politikasını da göz önünde bulundurmak süretiyle, yani isim, yer, zaman, kurum bilgisi vermeden) Yeni Nesil Sosyal Hizmet sayfamızda o vakada yapılan yanlışlıkları irdeleyip; yanlış müdahalelerimizin daha net farkına varmak için; konuyu ve vakayı sayfamızda masaya yatırıp; tartışmaya açmak oldukça yararlı olaçaktır.. o zaman konunun her boyutuyla çok daha net bir şekilde anlaşılacağını düşünüyorum.

Hatta ordaki vakayı ele aldığımızda sadece mağdur ve suçlu hakkının önemini anlama acısından değil; aynı zamanda müdahale şekli, evresi, biçimi, okul müdürlerinin tutumu, koruma altına alınmada birokratik sistemden kaynaklanan başka sorun ve maduriyetler, çocuk koruma evindeki sakatlıklara ve tüm süreç boyunca yürütülen psikolojik desteğin eksikliklerine varıncaya kadar; bir çok yönden vakaya ışık hatta projektör tutmaya çalışacağız..

Şimdilik bu yazı çok uzamasın diye; o daha açıklayıcı olacak deneyimi bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Bu yazı şimdilik benim açmış olduğum Yeni Nesil Sosyal Hizmet sayfasının ilk paylaşım denemesi olsun  https://www.facebook.com/Yeni-Nesil-Sosyal-Hizmet-102127401132278/?modal=admin_todo_tour

Saygılarımla!
İ.A.C.K




Yorumlar

    Bu makaleye henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum Ekle

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş Yapın veya Üye Olun.