TEST YAYINI

KARANLIĞA BOYUN EĞME

KARANLIĞA BOYUN EĞME!

Adalet; hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk, türe. Eşitlik; iki veya daha çok şeyin eşit olması durumu, denklik, müsavat, muadelet, kanunlar yönünden insanlar arasında ayrım bulunmaması durumu. Savunuculuk, bir bireyin kendisi, bir diğer birey ya da bir grup birey adına konuşma, temsilde bulunma, eylemde bulunma, belirli hedef(ler)i gerçekleştirme ya da koruma amaçlarından birisinin ya da birden çoğunun gerçekleştirilebilmesi için yürütülen çalışmaların tamamını.

Hatırladınız mı bu tanımları? Duymuş olmalısınız değil mi? Belki anne ve babanız doğduğunuzda kulağınıza bile fısıldamış olabilir. Adalet, Adalet, Adalet! Tamam, bu tonlamada fısıldamış olamaz ama en azından fısıldadığı kelimenin anlamı hafızanıza kazınmış olmalı. Neticede yeni tanıştığımız her insan ismimizin anlamını sorar toplumumuzda, ananedir. 

Ben birçok Adalet Abla(!) tanıdım. Hakkı Ağabey, Adile Teyze, Hürriyet Amca, Afife, Cahide ve daha nicesi … Ortak noktaları ne idi dersiniz? 

Hani konuşmuştuk ya sizlerle, koşmayı bilir yürümemize bile izin vermezlerdi. Haykıracak kadar nefes alırdık ama fısıldayacak güç bırakmazlardı ciğerlerimizde. Adaleti, eşitliği, hakkı bilirdik de “savunmaya” derman kalmazdı dizlerimizde. Peki siz dizlerinde, ciğerinde, dilinde gücü tükenenlerden misiniz yoksa tüketenlerden mi? 

- Bir gün ziyaretlerin birinde güneşlenmekte olan Diogenes, İmparator İskender ve adamlarının geldiğini görür. Güneşlenmeye devam eden ünlü filozofun zor koşullarda yaşadığını gören İskender; “Dile benden ne dilersen!” der. Diogenes, ihtiyacının bulunmadığını söyleyecekken o anda aldığı en büyük zevki engelleyen İmparator’a, tarihe geçen şu cevabı verir: “Gölge etme başka ihsan istemem!”

Ah Diogenes, keşke bizlerin de üstlerimize benzer nitelikte cevaplar verebilmemiz mümkün olsa. Sizce İskender hoşgörülü bir lider olduğu için mi verilen cevap bu şekildedir? Yoksa Diogenes’in yetkinliği, kendine olan güveni, haklarının farkında oluşu mu bu cevabı verebilmesine imkân sağlar? Bizler haklarımızı biliyor muyuz? Bizler haklarımızı savunabilecek kadar yetkin miyiz? Bizler, hak savunucuları olan bizler, adalet temelinde müracaatçılarımızın hakkını savunması gereken bizler. Yardım memurluğu yapmaktan sıkılmadınız mı? En son ne zaman bir meslektaşınızın, bir müracaatçınızın, hadi hepsini geçtim “kendinizin” hakkını savundunuz?

“…Çevresi içinde birey bakış açısı ile durumu bütün olarak değerlendiren ve müdahale stratejilerinde genelci yaklaşımı uygulayan sosyal hizmet, baskıcı muamelelere karşı güçlendirme, savunuculuk ve sosyal aksiyon gibi teknikler ile insanların başa çıkma olanaklarını artırmaya çalışır.” (Tufan, Sayar ve Koçyıldırım, 2009 sf:76)

“…Sosyal hizmetin en temel hedefi ise; barışçıl bir ortamda ve eşitlik içinde yaşaması için insanın ve toplumun yaşam kalitesini yükselterek, adalet, eşitlik ve özgürlük ilkelerini temel alarak; ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal gelişmelerle sağlanan olanakların bilimsel ve mesleki çabalarla insanın ve toplumun yararına dönüştürülmesidir.”(Cılga 2004)

Çıplak ayaklarıyla çamurlu yollarda koşan çocuğu gördüm, beyaz atleti ve yıpranmış terlikleri ile köşe başında annesini bekleyen o çocuğu. Yanakları sırılsıklam, saçları dağınık, diz kapaklarından ayak bileklerine kadar toprağa bulanmış. Enerjisini toprağa vermek için basmıyordu çamura, hava çok sıcak olduğu için giymemişti tek bir atleti, köşe başında annesi işten dönerken aldığı hediyeleri kendisine verebilsin diye beklemiyordu, yanaklarının ıslaklığı ve saçlarının dağınıklığı koşturarak oynadığı oyunlardan değildi, toprak ve çamur da bir eğlencenin parçası değildi. Annesini toprağa vermiş bir çocuk gördüm, nereye gittiğinden habersiz. Yapayalnız bir çocuk gördüm, yalnızlığından habersiz. Her şeyden habersiz ama hepsini hissetmiş…  Atilla İLHAN’ın “…bir damla gözyaşı okyanus boşluklarını doldurur, senin gözyaşın beş kıtayı eritirler.” Diye seslendiği, belki de o çocuk. 

Ve seni gördüm Ey sevgili meslektaşım. Çırpınırken. Sana sunulan imkânın ötesinde çabalarken. Senden beklenen sadece bir yara bandı çekmen hançer yarasının üzerine. Oluk olukakan kana parmak ucu kadar bir pamuk bastırman. En acısı, kimi zaman akan o gözyaşlarını silerken objektiflere poz vermen. Seni kalıba sokmak istiyorlar. Kalıbı kendileri çıkarıyor, seni istedikleri kadar dolduruyor, canı sıkıldı mı başka kaba aktarıyorlar. Bazen o kadar derin bir kabın dibinde seni hapsediliyorlar ki gökyüzüne bakıp kurtulmayı bile hayal edemiyorsun. Bazen o kadar daracık bir kaba sıkışman için zorluyorlar ki tüm cephaneni dışarda bırakmak zorunda kalıyorsun. Seni bir savaşa zorluyorlar meslektaşım. Savaş meslek etiğimiz, cephane mesleki bilgilerimiz. Ne kadar donanımlı olursan o kadar güçlü sürdüreceksin bu mücadeleyi. Ne kadar çok öğrenirsen o kadar korkacaklar senden. Güçlü olacaksın, dik duracaksın, değerlerinden taviz vermeyeceksin. Müracaatçını, meslektaşını, değerlerini savunmaktan korkmayacaksın. Kalıpları yıkacak, sonsuzluğa akıp giden bir çağlayan olacaksın. Sonunda bir gün dünyamız yemyeşil olacak. Sen dingin bir nehir, hitap ettiğimiz her birey deltanın göz kamaştırıcı çiçeği …

- Bir tercih olmaksızın çıplak ayaklarıyla soğuk ve çamurlu yolda koşturuyordu bir çocuk, bir kadın sönmek üzere olan ve gün içinde yeniden harlayamayacağı odun sobasının yanında kan sızıyan pembe dudaklarını ısırıyordu. Gözlerinden yılların yorgunluğu okunan adam avuçlarındaki kırışıkları açmak istercesine ovalıyordu ellerini bir başına tek göz evinde. Elindeki oyuncak bebeğiyle yatağın başında bekliyordu küçük kız kefenden farksız zamansız giyilen beyaz gelinliğiyle.

Öylesine karanlıktı ki…

Sonra bir ışık doğdu!

Masum ayaklara giyilen papuçtu kimi zaman, pembe dudakların pansumanı. Bazen kırışık avuçlardan tutan bir çift el, çoğunlukla zamanı unutanlara köstekli saat(!). Cismi yoktu biçimlendiremediler, koyamadılar hiçbir kaba. Kimini kızdırdı karşı çıkması sebebiyle kabul edilemez düzene. Boyun eğmedi karanlığa, parçası olmadı yanlış olduğuna inandığı hiçbir düzenin.

Ey bu ışığın parçası olan meslektaşım, dilerim ki hiçbir karanlık gölge düşürmesin üzerine. Karanlıklara boyun EĞME!

 

​​​​​​Sosyal Hizmet Uzmanı Murat ŞAHİN

​​​​​​Saygılarımla…

 




Yorumlar

    Bu makaleye henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum Ekle

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş Yapın veya Üye Olun.