TEST YAYINI

SUÇ MAĞDURLARININ DESTEKLENMESİ VE KORUNMASI İÇİN KAMUOYUNA AÇIKLAMA

SUÇ MAĞDURLARININ DESTEKLENMESİNE YÖNELİK 63. SAYILI CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİNİN SUÇ MAĞDURLARININ KORUNMASINI YERİNE GETİRİR HUKUKİ NİTELİKTE OLMADIĞI HAKKINDA KAMUOYU AÇIKLAMAMIZ

10.06.2020 tarihli 31151 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Suç mağdurlarının desteklenmesine yönelik 63. sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile ilgili görüş ve incelemelerimi kamuoyuna sunmak isterim.

       Konuya öncelikle Anayasanın Cumhurbaşkanına kararname çıkarma yetkisi veren 2017 yılı değişikliklerinin incelenmesiyle başlamak istiyorum. Buna göre Cumhurbaşkanlığı Olağan Kararnameleri ve Cumhurbaşkanlığı Olağanüstü Kararnameleri olmak üzere 2 tür kararname çıkarma yetkisi bulunduğu görülmektedir. Konumuz olan bu kararname, Olağan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri bölümüne girdiğinden önce onun ilkelerine biz göz attım.

Anayasamızın 104.maddesine göre Cumhurbaşkanı yürütme yetkisine sahip olduğundan, olağan hallerde de kararname çıkarabilir. Ancak bunun için Anayasamız bazı istisnalar koymuştur.

     Bu istisnalar arasındaki en temel ilke Anayasamızın ikinci bölümünde yer alan Temel Haklar, Kişi Hakları ve Ödevleriyle dördüncü bölümünde yer alan Siyasi Haklar ve Ödevlerle ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağı ilkesidir.

       Ayrıca kanunda açıkça kanunla düzenleneceği öngörülen hususlarda da Cumhurbaşkanlığı kararnamesi düzenlenmez.

       Bununla birlikte, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle kanunlarda değişiklik yapılması da mümkün değildir.

       Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanır.

       TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması halinde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümsüz kalır.

Ancak Cumhurbaşkanlığı kararnameleri kanuna dayamak zorunlu değildir. Yani bir tüzük veya yönetmelik hükmündeki belgeler olmayıp doğrudan yürütülmeyi sağlayan normlardır. Bir diğer deyimle kanunla eşdeğer normlardır. Dolayısıyla yürütme ve yargı bakımından uyulması zorunlu düzenlemelerdir. İdare işlem yapılırken ve mahkemeler karar verirken Cumhurbaşkanlığı kararnamesine uymak zorundadır.

       Bu kararnamelerin yargısal denetimi sadece Anayasaya uygunluk açısından Anayasa Mahkemesince yapılır. Söz konusu kararnamelerin kanunlara uygunluğu denetlenemez. (Anayasa m.14811)

       Kararnamelerin uygulanmasını sağlamak için yönetmelikler çıkarılabilir. (Anayasa m. 124/1)

       Bütün bu açıklamaların ışığı altında suç mağdurlarının desteklenmesine dair Cumhurbaşkanlığı kararnamesini inceleyecek olursak, kararnamenin yürürlükte olan birçok kanunu ilgilendirdiğini açıkça görürüz. Gerek CMK, HMK gibi usul yasaları, gerekse Anayasa, TCK, 5395 sayılı yasa, TMK buna yönelik verilebilecek örneklerdir. Nitekim kararnamenin birçok yerinde bu yasalardaki bazı maddelere atıflar yapıldığını görmekteyiz.

       Bu durumda bu kanunlarda yer alan ve bu kararname kapsamına giren hususlarda çelişki olması halinde Anayasamız, kanunun uygulanacağını emretmekte, ancak denetim sadece Anayasa Mahkemesince yapılacağından ve Anayasa Mahkemesine bu anayasal denetim için Mahkemeler, TBMM, belli oranda temsilcisi olan siyasi partiler dışında başvuru olanağı yani kişisel başvuru olanağı bulunmadığından, bu denetim sağlıklı yapılamayacaktır.   

       Söz konusu kararnamenin içeriği incelendiğinde bütünü ile amaç ve kapsamını belirleyen 1.maddesinin çeliştiği görülmektedir.

       Şöyle ki, 1.maddede “Suç mağdurlarına sağlanan hizmet ve yardımlara ilişkin esasları ve bu hizmetlerin yerine getirilmesine dair görev, yetki ve sorumlulukları düzenler.” denilmiştir.

       Kararnamenin ilerleyen bölümlerinde bu kapsama suç mağdurunun yanı sıra aile bireylerine yönelik saldırı ihtimalinin bulunması halinde bu kişiler ve adli sisteme dahil çocuklar da ilave edilmiştir. Dolayısıyla suç mağdurlarının aile bireylerinin ve adli sisteme dahil çocuklarında kararnameye dahil oldukları anlaşılmaktadır.

       Bu çocuklar kimlerdir? Hakkında koruma kararı alınan çocuklar, suçu sürüklenen çocuklar ve hatta TMK velayet hükümleri uyarınca görüşüne başvurulan çocuklar da adli işleme dahil olan çocuklardır.

       Dolayısıyla suç mağdurlarına sağlanan hizmet ve yardımlar olarak amacı belirleyen madde, kararnamenin bütünü ile çelişmektedir.

       Kaldı ki, 5395 sayılı yasanın 1.maddesi korunmaya ihtiyacı olan ve suça sürüklenen çocukları koruma statüsüne almıştır. Aynı kanunun 3. maddesinde “Korunmaya ihtiyacı olan çocuk; bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen, suç mağduru çocuk” olarak; 2. bendinde ise “Suça sürüklenen çocuk, kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan ya da güvenlik tedbir uygulanan çocuk” olarak tanımlanarak tüm çocukların adli sisteme dahil edilerek korunmasına yönelik hükümler getirmiştir.

       Bu hususlar dikkate alındığında kararnamenin 1. maddesi yeterli kapsayıcılığı taşımamaktadır.

       Kararnamede yer alan pedagog adlı meslek grubu yıllar öncesinden eğitim sisteminden çıkarılmış ve yetişmeyen, yetiştirilmeyen bir grubu adlandırmaktadır. Yani mevcut olmayan, öğrenimi sürdürülmeyen bir meslek grubunun ismi kararnamede Adli Destek Görevlisi olarak yer almasına rağmen, Adli Destek Görevlisinin tanımı yapılmamıştır. Keza “Kırılgan grup” tanımı da yapılmamıştır. Kimler hangi ölçütlerle kırılgan grup olarak belirlenecektir? Tanımı dahi yapılmayan Adli Destek Görevlisi hangi bilgi, beceri ve bilimsel metotlarla kırılgan grubu belirleyecektir? Kararnamede bu konuda hiçbir açıklık yoktur.

       Keza mağdur tanımı 5395 sayılı yasada yer alan tanımla çelişmekte, ayrıca sadece suç nedeniyle mağdur olanları kapsayarak kararnamenin bütünü ile de çelişmektedir.

       Yine ilkeler arasında BM ÇHS’nin ve 5395 sayılı ÇKK’nın temel ilkesi olan çocuğun öncelikli yararı ilkesi yer almamaktadır.

       Temel ilkeler arasına mağdurun başvurusu ilkesi konulmuş olmasına rağmen, kararnamenin ileri bölümlerinde yer alan çocuklar için başvuru koşulunun aranmayacağına ilişkin pozitif ayrımcılık getiren ilke kararnamede yer almamıştır.

       Dolayısıyla kararname bütünü ile karmaşık hükümler taşımakta ve 7.maddede yer alan kırılgan gruplara sunulacak hizmetler sırasında mağdurun yanında bulunup bu hizmetleri sunacak görevlinin hangi özellikleri taşıdığı, bilgi ve eğitim durumunun ne olacağı hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Bu süreçler farklı konumlar içermektedir. Örneğin yargılama sürecinde içinde bulunacağı ortam hakkında bilgi vermek farklı bir meslek dalını, mağdurun kendisini rahat hissetmesini hissettirmek, kaygı düzeyini azaltmak farklı bir meslek alanını, yine tedbir alımı ise tamamen farklı bir meslek alanını ilgilendirir.

       Bu konuda kararname ciddi belirsizlikler taşımaktadır. Kararnamenin 9.maddesi cinsel istismara uğrayan çocukların sorgulanması ve izlenmesi için kurulan Çocuk İzleme Merkezleri’nin kurulmasını öngörmektedir. Yalnız bu öngörüde de sadece CMK 236.maddede belirtilen ifade almadaki tekrarın önlendiğini görmekle birlikte, merkezin izleme işini nasıl yapacağına ilişkin bir hükme rastlamıyoruz.

       Kararnamenin teşkilat bölümünde “Cumhuriyet Başsavcılığının gözetimi ve denetiminde müdürlük ve bu müdürlüğe bağlı bürolar kurulur” denilmiştir. Bu müdürlükler kimdir? Meslekleri nelerdir? Üniversite mezunu mudur? Hukuk mezunu mudur? Burada kimler görev alır? Bunların mesleği nedir?  Hukuki sosyal ve eğitsel bilgileri nelerdir? Hiçbiri belli değildir.

       Bu durumda, böylesine özel bir konumda mağdur olmuş kadın, erkek, yaşlı, engelli, çocuk kişilerin haklarını koruyacak nitelikteki organizasyonu yürütecek bu birimin en temel vasıflarının ve seçilme – atanma özelliklerinin temel ilkeleri de kararnamede yer almalı idi. Bu hali ile bu kararnamenin uygulanmasında sorunlar yaşanacağı ortadadır. Zira kararnamenin uygulanmasını sağlayacak hiçbir alt yapı ve koruma kararnamede yer almamıştır. Örneğin başvuruların sisteme nasıl işleneceği, nasıl izleneceği, nasıl denetleneceği, sorunların ve şikayetlerin nasıl çözümleneceği belli değildir.

       Bununla birlikte kararnamenin 8. Maddesi Adli Görüşme Odalarını düzenlemektedir. Ancak adli görüşmelerde yapılacak iş ve işlemler için fazla bilgi verilmemiştir. Daha da önemlisi bu görüşmelerde çocuk ve yetişkinlere karşı gözetilecek farklılıklara hiçbir şekilde yer verilmemiştir. Bu görüşmelerde çocuklara ve yetişkinlere uygulanacak muamele aynı mı olacaktır? Zira çocuklar kanunlarımızda, anayasamızda ve uluslararası anlaşmalarda pozitif ayrımcılığa tabii tutulmuş ve öncelikli olarak konumlandırılmıştır. Söz konusu maddenin 2.fıkrasının son cümlesinde “Çocukla ilgili iş ve işlemlerde çocuğun üstün yararı ilkesi dikkate alınır.” Denmiştir. Ancak bu ilkenin ne şekilde dikkate alınacağına ilişkin herhangi bir yol göstermede bulunulmamıştır. Görüşme şartlarının çocuklar için ne şekilde olacağı, çocukların yetişkinlerden farklı olarak ne gibi prosedürlerle ağırlanacağı hakkında herhangi bir bilgi yoktur.

Adliyelerde Türkiye genelinde Adli Görüşme Odaları kurulma olasılığı nedir? Adli Görüşme Odalarının kurulmadığı yerlerde bu hizmetler nasıl ve nerede verilecektir? Adli Görüşme Odalarında sorgulamada özellikle suça itilen çocukların susma hakkı, avukatıyla görüşmeden ifade vermeme hakkı gibi Anayasal haklar nasıl teminat altına alınacaktır?

       Tüm bu ve buna benzer birçok sorunun cevabı kararnamede yer almamaktadır. Bu hali ile başarılı bir şekilde uygulanması zor gözükmektedir. Buna karşın, yönetmelik düzenlenmesi işi 2022’ye bırakılmıştır.

       Yürürlük tarihi 10.06.2020 olan bu kararnamenin uygulanmasını sağlayacak yönetmelik 2022 de çıkarılacaksa bu kararnamenin iki yıl süre ile nasıl uygulanacağı soru işaretleri taşımaktadır.

       Kararname, ülkemizin taraf olduğu birçok uluslararası sözleşmede yer alan ve uluslararası topluma bu sözleşmedeki hakları, sözleşme tarafı olan mağdurlara temin etmeyi vaat eden hükümleri hayata geçirmek için düzenlenmiştir. En azında bu amaçla düzenlenmeli idi. Ancak bu hali ile bu kararname uluslararası sözleşmeler, Anayasamız ve Yasalarımızda mağdur haklarını düzenleyen hükümlerle çelişmekte ve var olan düzenlemelerin uygulanmasını da zorlaştırmaktadır.

       Bu nedenle yeniden tüm siyasi partiler, barolar, sivil toplum örgütleri ile birlikte tüm bu hakları da içeren yeni bir mağdur koruma yasası çıkartılmalıdır, diye düşünüyorum.

                                                                                                      Saygılarımla

                                                                                              Av. Türkay ASMA

                                                                                                      25.06.2020




Yorumlar

    Bu makaleye henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum Ekle

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Giriş Yapın veya Üye Olun.