SADAKA TAŞLARI
Giriş
Osmanlı’da sosyal yaşamı incelediğimizde. karşımıza yardımlaşma ve dayanışmanın güzel örnekleri çıkmaktadır. Sosyal yardımların dağıtımlarında, “Emin”, “kahya” veya “şimbil” adıyla anılan kişiler görev almıştır. Bu kişiler köyün veya mahallenin yoksullarına yardımların sağlıklı bir şekilde ulaşmasını sağlamıştır. Varlıklı kişiler “emin”lere yapacakları yardımı bırakmış, “emin”ler de yardımları sessiz sedasız, ihtiyaç sahiplerine ulaştırmışlardır. Diğer bir uygulama da; özellikle ramazan ayında varlıklı kişiler çevrelerinde bulunan yoksul kişileri iftara davet ederek karınlarını doyurulmuşlardır. Misafirler yemeklerini yedikten sonra, “diş kirası” denilen bir miktar para veya hediye ile uğurlanmıştır. Böylece ev sahipleri, nezaket kuralları içerisinde misafirlerini ağırlamış ve zekâtlarını vermişlerdir.
Diğer bir örnek, “zimen defteri” uygulamasıdır. Varlıklı kişiler özellikle fakir ailelerin yaşadıkları mahallelerde, mahalle bakkalından veresiye defterine isimlerini yazdıran kişilerin borçlarından ödeyebildikleri kadarını ödeyerek, borçlarını sildirmişlerdir. Özellikle Ramazan ayında yapılan bu uygulama ile, yardım yapanın ismi gündeme gelmez yardım alanda onuru kırılmadan borçlarından kurtulurdu. Osmanlı coğrafyasında; sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın güzel örneklerinden birisi “Sadaka Taşları”dır. İnsan onurunun kırmadan, veren ile alanın birbirinden haberdar olmadan yapılan bir yardımlaşma aracı olan sadaka taşları, sosyal hizmet alanında örnek uygulamalardan birisini oluşturmuştur.
Özellikle Türklerin İslamiyet’in kabulü ile birlikte, dinin gereği olan bir takım kurallar günlük yaşama girmiş ve uygulamaya geçirilmiştir. İslam medeniyetinin insana verdiği değer doğrultusunda; ahlak, güzellik, temizlik, çalışma, adalet, sevgi, saygı,zekat, sadaka, yetimin korunması gibi konular gelenekler arasına girmeye başlamıştır. İslam’da sosyal dayanışma ve yardımlaşmayı gerçekleştiren temel unsurların arasında yer alan “sadaka” ile ilgili olarak Kuran’da birçok surede sadaka konusu işlenmiştir. Bakara, Tevbe, Yûsuf, Ahzâb, Hadis ve Leyh Surelerinde “sadaka” ile ilgili ayetler bulunmaktadır. Bakara Suresinin ayetlerinde sadaka ile ilgili birçok bölüm yer almaktadır. Bakara Suresinin 271. Ayetinde “Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da kefaret olur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır” şeklinde buyrulmuştur.
Konumuzun ikinci boyutunu taşlar oluşturmaktadır. Tarihsel süreçte yer alan Türk Devletlerinin incelenmesinde, Türk kültüründe sosyal, kültürel ve ekonomik amaçlı kullanılan birçok taş karşımıza çıkmaktadır. Prof. Dr. Hakkı Acun; “Türk Kültüründe Taşlar” isimli kitabında, coğrafyamızda bulunan taşları üç grup halinde sınıflamıştır. Bunlardan birincisi “Fonksiyonel Taşlar’da; Süzek Taşı, Nişan (Menzil) Taşı, Değirmen Taşı, Bulgur (el değirmeni) Taşı, Kapı (dayak) Taşı gibi, günlük yaşamımızda kullandığımız taşlar yer almıştır. Aynı eserin II. Bölümünde “Kutsal Taşlar” başlığı altında; Mezar Taşı, Musalla Taşı, Şifa Taşı, Bereket Taşı gibi taşlar ele alınmış ve işlevleri aktarılmıştır. Kitabın III. Başlığında “Yardım Amaçlı Taşlar” ele alınmış olup,Sadaka Taşı, Binek Taşı, Dinlenme Taşı, Yitik Taşı, Ezan Taşı incelenmiş ve bu taşların bulundukları yerler ve fotoğrafları yer almıştır. Görüldüğü gibi birçok taş çeşidi, toplumsal yaşamda değişik işlevler üstlenmiş ve yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Sadaka Taşların Özellikleri
Türk Dünyası taşlar yönünden zengin bir geleneği sürdürmüş ve günümüze taşımıştır. Bu yazımızın konusu olan “Sadaka Taşları”, Osmanlı İmparatorluğunun değişik bölgelerinde yer almıştır. “Sadaka Taşları”; dilenci mihrabı, fukara taşı, zekât kuyusu, zekât taşı, ihtiyaçgâh, sadaka oyuğu, hayrat deliği gibi bölgelere göre değişen isimlerle anılmışlardır. İmparatorluğun değişik bölgelerinde yer alan sadaka taşları özellikle İstanbul’da yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Sadaka taşları, yüzyıllar boyu yapılan toprak dolgular, taşların yeterince bilinmemesi ve inşaatlarda kullanılması, gibi nedenlerle, kaybolmaya yüz tutmaya başlamıştır. Konu ile ilgili inceleme yaptığımız bazı bölgelerde taşların üzerine yazılar yazıldığını ve değişik renklerle boyandığını gördük. Günümüzde konun öneminin ortaya çıkması, yapılan bilimsel çalışmalar sonucu sadaka taşlarının farkına varılmış, koruma altına alınmaya başlamıştır. Daha önce ziyaret ettiğimiz İstanbul Galata Mevlevihanesinde “sadaka taşı olduğunu düşündüğümüz yerden 60-70 cm yükseklikteki taşın durumunu sorduğumuzda, sadaka taşı olduğu fakat envanterde kaydının bulunmadığı belirtilmiştir. Bayram ziyareti sırasında gittiğimiz Balıkesir Zağnoz Paşa Camii (Paşa Camii) haziresinde mezar taşı başlığı olarak kullanıldığını düşündüğümüz yarısı kırık bir sadaka taşıyla karşılaştık. Buradan yola çıktığımızda halen ülkemizde haberdar olmadığımız sadaka taşlarının bulunduğunu varsayabiliriz. İstanbul’da ve Sivas’ta ise, güzel bir uygulamaya gidilmiş, sadaka taşının bulunduğu yere bilgilendirme levhaları asılarak, toplumsal duyarlılık yaratılmıştır. Bunların yanı sıra yazılı ve görsel basında, “sadaka taşları” haberlerinin yer alması, toplumda farkındalık yaratmış ve sadaka taşlarının tanınmasını arttırmıştır. TUBİTAK kanalıyla lise düzeyinde projeler hazırlanarak “sadaka taşı” ile ilgili çalışmalar yapılmıştır.
Sadaka taşları dönemlerine göre genellikle bir veya iki metreye yakın boylarda, yuvarlak, dikdörtgen, sade ve motifli olarak üretilmiştir. Ankara Hacı Bayram-ı Veli Türbesi sadaka taşı, Kastamonu Hz. Pir Şeyh Şa’ban-ı Veli Kültür Vakfı Müzesi ve Erzurum Yeğen Ağa Mahallesi sadaka taşı işlenmiş, motiflendirilmiş örnekler arasında yer almaktadır. Sadaka taşlarının diğer örnekleri daha çok mermer taşlardan, dikdörtgen veya yuvarlak olarak şekillendirilmişlerdir. Yapılan incelemelerde sadaka taşlarının büyük bir çoğunluğunun toprak altında kaldığı, bu nedenle boylarının kısaldığı görülmüştür. İki metreye yaklaşan uzunluktaki sadaka taşlarına uzanmak için ise, bir taş konularak basamak yapıldığı görülmüştür. Sadaka taşların üst kısımları kavislendirilerek bozuk para koymaya uygun bir şekle getirilmiştir. Genellikle cami yanlarında olan sadaka taşlarına, yatsı namazı öncesinde ve sonrasında namaz kılmaya gelen cemaat tarafından bozuk paralar bırakılmış, ihtiyacı olanlar ise gecenin ilerleyen bu saatlerinde elini buralara sokarak, ihtiyacı olduğu kadar para almışlardır. Böylelikle veren ve alan kişinin birbirinden haberdar olması mümkün olmamış ve bu ince düşünceli uygulama ile kişinin incinmesi önlenmiştir. Sadaka taşları uzun yıllar korunmaya muhtaç insanların ve yoksulların onurlarının kırılmadan ihtiyacı kadar parayı aldıkları bir sistemi getirmiştir. İstanbul anılarını yazan yabancı bir seyyahın bir hafta gözlemesine karşın sadaka taşındaki paraya el sürülmediği kaynaklarda yer almaktadır.
Sadaka Taşları Nerelere Yerleştirilmiştir.
Osmanlı coğrafyasındaki sadaka taşları, birkaç mahallenin birleştiği, herkesin ulaşabileceği mekânlara yerleştirilmiştir. Sadaka taşları cami, medrese, tekke, çeşme başları, köprübaşları, cüzam hastalarını yaşadıkları yerler, hatta cellât mezarlıkları yanlarına konulmuştur. Yaptığımız incelemelerde İstanbul başta olmak üzere, İzmir, Ankara, Konya, Kayseri, Çorum, Yozgat, Sivas, Kastamonu, Diyarbakır gibi şehirlerin yanı sıra Ayaş, Salihli, Lüleburgaz, Bafra gibi ilçelerimizde sadaka taşlarının bulunduğunu gördük. Sadaka Taşlarının sadece il ve ilçelerle sınırlı kalmadığını, köylerde de kullanıldığını tespit ettik. Arkeolog arkadaşlarımızın desteği ile Muğla İli Yatağan İlçesi Eskihisar Köy Camiinde sadaka taşı bulunduğunu öğrendik. Sadaka taşlarının bu günkü ülke sınırları dışında Filibe Hisar Kapı Camiinde bulunduğunu Prof. Dr Hakkı Acun fotoğrafıyla birlikte yayınlamıştır. Demek ki yaşadığımız coğrafya sadaka taşı konusunda kökü ve zengin bir geçmişe sahip bulunmaktadır.
Özetlemek gerekirse Osmanlı İmparatorluğunun hüküm sürdüğü topraklar,”sadaka taşları” yönünden zenginlik göstermektedir. Başka bir değişle “sadaka taşları” insanların aracısız bir şekilde yardımlaşmanın en güzel yolunu bizlere göstermiştir.
Sosyal hizmetler açısından konuya yaklaştığımızda, “sadaka taşları” kanalıyla cellat ailelerine yapılan yardımların güzelliği karşımıza çıkmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğünce yayınlanan fotoğraf albümde; Eyüp Sultan Mezarlığı içerisindeki cellât mezarlığındaki sadaka taşı yer almaktadır. Bilindiği gibi cellâtlar can almaları nedeniyle Osmanlı’da dışlanmış bir grubu oluşturmuşlardır. Cellâtlar genellikle yerleşim yerinden uzak mezarlıklarda, isimlerinin olmadığı sadece mezar başlarında bir taşın olduğu şekilde defnedilmişlerdir. Cellâtların mezar taşlarında isim bulunmamaktadır. Bunun nedeni mezarlık ziyaretine gelen kişilerin, cellâtlara beddua etmelerini önlemektir. Daha öncede belirdiğimiz gibi cellât mezarları genellikle mezarlıklardan uzak köşelerde oluşturulmuştur. Acıma hissi olmaması nedeniyle dışlanan cellât mezarlıklarının yanında bile “sadaka taşlarının” konulduğu, günümüzde fotoğraflarla belgelenmiştir. Buradan çıkaracağımız bir ders bulunmaktadır. Toplum cellâtlara karşı nefretle yaklaşmasına karşın, onun bir ailesinin ve çocuklarının olduğunu, yardıma ihtiyacı olabileceğini düşünerek yakınlarına yardımdan kaçınmamıştır.
Tüm dünya’da olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğunda da cüzzam (lepra) hastaları toplum tarafından dışlanmıştır. Fiziki görüntülerinin iticiliği ve toplum tarafından kabullenmemeleri nedeniyle cüzzam hastaları genellikle bir araya getirilerek, gözlerden uzak yerlerde toplu yaşamaya zorlanmışlardır. İstanbul’da bulunan cüzzamlıların bakıldığı “miskinler tekkesi” olarak isimlendirilen kurumun tasavvufi anlamda bir işleyişi bulunmamaktadır. Cüzzam hastalığı, miskin hastalığı olarak adlandırılmıştır. Bu kurum cüzamlıların bir arada yaşamalarını sürdürmeler amacıyla kurulmuştur. Toplum içerisine karışamayan bu kişilerin bakımlarına destek için, buraya “sadaka taşlarının” konulduğu belirtilmektedir. “Tekkenin cümle kapısı önünde üstü oyuk, yarım adam boyu kadar uzunlukta 10- 15 kadar taş sütun vardı. Gelen geçen bu oyuklara sadaka bırakırlardı. Para taşın çukuruna düşer düşmez, içeriden bunu gören bir miskinin iflareti üzerine yine pencerelerinden uzanan miskinler hep birden ‘Amin’e başlarlardı. Toplanan paralar bir sandıkta biriktirilir ve haftadan haftaya açılarak miskinler arasında pay edilirdi.” Bu gerçek yaşam öyküsünden de anlaşılacağı gibi, Osmanlı toplumunda, hastalık nedeniyle topluma karışamayan cüzzamlılara halkın yardım ettiği, cüzamlıların da yapılan bu yardımlarla hayatını sürdürdükleri ortaya çıkmaktadır.
Araştırmacı-yazar Nidai Sevim “Medeniyetimizde Toplumsal Dayanışma ve Sadaka Taşları” isimli eserinde 17.YY ait Eyüp Sultan, Gümüşsuyu Caddesi üzerinde bulunan “Hatuniye Tekkesinde” yaptığı araştırmada; 105 cm boyunda 35 cm eninde mermer silindirik bir sadaka taşı bulunduğunu belirtmiştir. Hatuniye Dergâhı veya Karılar Tekkesi’nin en büyük özelliği Osmanlı Döneminin ilk kadın sığınmaevi olarak kabul edilmesidir. Değişik kaynaklarda Tekke’ye; 16-80 yaş arasında eşinden şiddet gören veya yaşlanan bayanların kabul edildiği, psikolojik sorunları bulunanlara destek verildiği ve zanaat öğretildiği belirtilmiştir. Her iki veriyi birleştirdiğimizde, Osmanlı toplumunun burada kalan bayanları desteklemek amacıyla, sadaka taşına para bıraktığı görülmektedir. Yukarıda özetlemeye çalıştığımız gibi, Osmanlı toplumu; cellât’ın kendisini affetmemiş, onları mezarlıklarının dışına, isimsiz bir şekilde gömmüştür. Tüm bunlara karşın ailesi ve çocuklarına hoşgörüyle yaklaşmış, onlara sadaka taşı yoluyla yardım yapmayı sürdürmüştür. Yine cüzzamlıların toplumun içine çıkmaması nedeniyle, yardıma ihtiyaçlarının olduğunu görmüş ve onlara yardım elini uzatmıştır. Osmanlı’nın ilk kadın sığınma evi olarak kabul edilen “Karılar Dergahı”nda sadaka taşının bulunması, sosyal hizmet kurumlarına yardımların sistematik bir şekilde yapılmasının en büyük göstergesidir.
Sonuç
Yaşadığımız coğrafyanın, güzel örneklerinden birisi olan “sadaka taşları”, gelenek ve göreneklerimizi günümüze kadar ulaştıran güzel bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma biçimidir. Sadaka taşları şehirlerden başlayarak, köylere kadar ulaşmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü konuyla ilgili çalışmalara başlamasına karşın, konuyla ilgili kesin envanter çalışması henüz sonuçlanmamıştır. En son incelediğimiz, Zağnos Paşa Türbesi yanında hazirede, kırık bir sadaka taşının mezar taşı ile karıştırıldığını, İzmir Konak’ta bulunan Hacı Mahmut Camiinin hemen giriş kapısındaki taşın, sadaka taşı olduğunu düşünüyor ve son sözü konunun uzmanlarına bırakıyoruz.
İstanbul ve Sivas’ta bulunan “sadaka taşlarının” bazılarına tabela asılarak, bilgilendirilme yapılmıştır. Dileğimiz diğer “sadaka taşları”nın yerlerinin saptanarak, konuyla ilgili bilgilendirme tabelalarının asılmasıdır.
Sosyal hizmetin kilometre taşlarından birisine oluşturan, “sadaka taşlarının” toplumsal, sosyal, kültürel boyutlarının ayrıntılarıyla ortaya konularak, topluma ve özellikle bu alanda eğitim alan sosyal hizmet bölümü öğrencilerine aktarılmasında yarar bulunmaktadır. Sadaka taşları yoluyla “bir elin verdiğini diğer elin bilmemesi” ilkesi uygulanmış, veren kişiler sadakalarını vererek dini vecibelerini yerine getirmiş, alan kişi ise onuru kırılmadan acil olan ihtiyacını karşılayarak, ailesine ve çocuklarına yiyecek götürme fırsatını yakalamıştır.
Özetlemek gerekirse; sosyal refah ve sosyal hizmet sisteminde “Sadaka Taşı” günümüze kadar yeterince araştırılmayan konular arasında yer almaktadır. Doğrudan nakdi yardımın sağlanması ve insan onuruna verilen saygı açısından “Sadaka Taşları” sosyal hizmet felsefesine çok uygun bir yöntemdir. Dileğimiz zaman geçirilmeden gerekli envanter çalışmasının yapılarak Osmanlı coğrafyasının her yanına yayılan “Sadaka taşlarının” yerlerinin belirlenerek koruma altına alınmasıdır.
Sadaka Taşlarının Bulunduğu Yerlerden Örnekler;
- Karacaahmet Miskinler Tekkesi,
- Konya Gevraki Hanı Önü,
- Çorum Ulu Cami Avlusu
- Göynük Akşemsettin Camii ,
- Lüleburgaz Sokullu Mehmet Paşa Camii,
- Sivas Kale Camii,
- Bafra Ulu Camii,
- Salihli Camii
- Bulgaristan Filibe Hisar Camii,
- Yozgat Çapanoğlu Camii,
- Ankara Hacı Bayramı-ı Veli Türbesi.
- Ayaş Ulu Camii
- İstanbul Davut Paşa Camii,
- Kastamonu Şeyh Şaban-ı Veli Camii Müzesi,
- Kayseri, Yahyalı Ulu Camii
- Bilecik Kurtköy Yukarı Camii
- Muğla Yatağan Eskihisar Köyü Camii
- İzmir Kurşunlu Camii
- İstanbul Üsküdar İmrahor Camii
- Erzurum Yeğen Ağa Mahallesi
- İstanbul Eyüp Karyağdı Baba Tekkesi Yanı,Cellat Mezarlığı
- Eyüp Hatuniye (Karılar) Tekkesi
- * Yazı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Biz Bir Aileyiz 2013 Yıl:2 Sayı: 6 tarihli Dergisinin 92-95 sayfasında yayınlanmıştır.



