Gözetim olgusu günümüzde en üst noktasına ulaşmakla birlikte mülkiyet ve güvenlik duygusunun gelişimine bağlı olarak her dönem adından söz ettirmeyi de başarmıştır. Modern dünyanın olanakları gözetim araçlarını muazzam bir şekilde araçsal ve alabildiğine kullanışlı bir şekilde yaygınlaştırmaya devam ediyor. Gözetim akıcılaşırken “gözetleme, izleme, takip etme, sınıflandırma, kontrol etme ve sistemli olarak izleme dünyasında neler olup bittiğini anlamamızda akışkan gözetim kavramanın ne kadar işe yarayabileceğini David Lyon ve Zygmunt Bauman arasında gerçekleşen Akışkan Gözetim isimli söyleşi kitabında eleştirel yönleriyle okuyoruz. (s. 8) Gözetim dalgası, güvenliği akla getirse bile toplumsal kültürel, ekonomik ve politik birçok unsurla birlikte ele alınması gereken bir konu. Modernitenin bugünkü yükselen durumuna bakıldığında gözetime çok boyutlu yaklaşılması gerekiyor. Lyon’a göre, “Bauman, modernitenin birtakım yeni ve değişik yollarla (Marx ve Engels’in ‘katı olan her şey buharlaşıyor’ anlayışının da ötesinde) akışkanlaştığını söylüyor. (s. 13) Evet, değişiyor her şey akışkan modern dünyada Gilles Deleuze’in belirttiği gibi “kontrol toplumu”na doğru evrildik. Gözetim modellerinden biri olan Foucault’un “modern iktidarın şemsiye-metaforu” dediği, Bentham’ın panoptikonu da farklı kontrol biçimlerine doğru değişmiş görünüyor. Denebilir ki, “panoptik-sonrası bir dönem” yaşayan günümüzün küreselleşmiş dünyasında gözetim, ulus-devletlerle birlikte ama onları aşarak akışkan bir biçimde dolaşırken belli bir zamansal ve mekânsal uzaklıkta iş görmektedir. (s. 16) Ne var ki, dışlarken kontrol altına alır. Dışlanan da kontrol altına alan da bunun bilincindedir. Elbette bu sürecin dinamiklerini ise toplumsal çözülme, iktidar-politika ilişkisinde yaşanan kırılma, sosyal medyanın temel toplumsal kurumları etkileyerek, köklerinden sarsacak güçlü bir unsur haline gelmiş olması belirlemektedir. Bu süreçte en sıkı tartışılması ve üzerinde sürekli uzlaşılması gereken konuyu ise etik davranma, mahremiyetin ihlali, toplumsal sınıflandırmanın insan hak ve özgürlükleri konusunda ortaya çıkaracağı endişeler meydana getirmektedir. Çoğunlukla toplumda ayrıştırıcı olmaktadır. Bu değerlendirmeler ışığında Lyon, akışkan modernite teoreminin günümüzdeki gözetime dair sağladığı ipuçlarını bulmak adına Bauman ile masaya yatırdıkları kitapta ilk soruyu “insansız hava araçları ve sosyal medya” temelinde soruyor: “Sosyal medyanın kullanımının sağladığı eğlence, İHA’larını küçülterek kişisel verilerin fark edilmeden toplandığı diğer alana bizi alıştırıyor mu? Peki, bu gelişmeler gündelik hayatta kimliğimizin gizli kalması ve nispi görünmezliğimiz açısından ne tür bir anlam taşıyor? (s. 32) Buna karşılık Bauman, “her ikisi de mahremiyetin iki belirleyici özelliği olan görünmezlik ve bağımsızlığın bitişini işaret ediyor” diyerek gözetim teknolojisinin geldiği yeri şu şekilde vurguluyor. Kişisel bağımsızlığımızın kendi ellerimizle teslim edildiği, dahası “mahrem olan her şey artık potansiyel olarak kamusal alanda yapılıyor ve kamunun tüketimine açık halde; sayısız sunucularından herhangi birinde kayıtlı olan herhangi bir şeyi internete ‘unutturmak mümkün olmadığı’ için, sonsuza değin de ulaşılabilir kalacak.” (s. 35) Deyim yerindeyse, neyin mahremiyet neyin kamusal olması gerektiği yönündeki değişimi irdeleyen Bauman’ın aktarımı ile “eski panoptik kâbus (‘hiçbir zaman yalnız değilim’), şimdilerde ‘bir daha asla yalnız kalmama’ (terk edilmeme, görmezden gelinmeme ve ihmal edilmeme, damgalanmama ve dışlanmama) umuduna dönüşüyor; ifşa edilme korkusu fark edilme hazzı tarafından bastırılıyor.” (s. 36) İroniktir ki, kendini ifşa edersen korunursun, kabul görürsün düsturunun aslında varoluşsal güvenlik sorunu oluşturup oluşturmadığı dahi es geçiliyor. Öte yandan internet ve sosyal medyayı kullanma tarzı sosyal ilişkilerimizin ölçütleri etrafında dönüyor. Bauman’a göre gizlilik, mahremiyet, itiraf, kişisel bilgilerin ortalığa saçılmasından duyulan hazzın modern dünyada değiştiği gibi başka bir ifadeyle “sosyal yaşamın çoktan elektronik yaşam veya siber yaşama dönüştüğü”nü ve bunun kendilerini tüketimin hem nesnesi hem de öznesi yaptıkları bir piyasa etkileşiminin kurguladığı dile getiriliyor. Nitekim, “tüketim toplumundaki (sıkça telaffuz edilmese ve hatta kamusal olarak fazlaca tartışılmasa da) en önemli amaç, belki de tüketimin nihai amacı, ihtiyaçların, arzu ve isteklerin tatmin edilmesi değil tüketicinin metalaştırılması ve yeniden metalaştırılmasıdır: tüketiciler satılabilir mal statüsüne yükseltilmektedir.” (s. 43-46)
Lyon’un ifadesiyle sosyoloji dijital olan, yeni medyayı ele almak zorundadır. Sosyolojinin burada yapması gereken şey, artık dijitallikle uzlaşması gerektiğidir. Aksi takdirde büyük önem taşıyan kültürel faaliyet yığınlarını araştırmakta ve teorize etmekte isabetli davranamayacaktır. (s. 48) Peki dijital olanın aynı zamanda sosyal olanı destekleme ihtimali var mıdır? Bauman, bu soruya, hayatlarımızın “çevrimiçi” ve “çevrimdışı” olmak üzere iki evrene bölünmez durumda olduğundan hareketle eğiliyor. Her iki koşulda da, varsın ya da yoksun. Tanımadığın çok uzaklardan kişilerle çok yakın bir iletişim içinde olabilmektesin. Toplum ve topluluk yok artık, “ağ” var. Öyle ki, genelde iyi zamanlar geçirilen “ağ onun normlarına uyup uymadığınızı umursamaz, sizi daha fazla serbest bırakır ve en önemlisi de bırakıp gitmek istediğinizde sizi cezalandırmaz.” (s. 52) Aile ve akran gurubunun, okul ve toplumun yaygın, standart ve uyulmadığında can sıkıcı eleştirilere maruz kalmak yerine bir gözetim aracı olabilen sosyal medya, Facebook vd gibi ağ’ların özgürleştirici gücü her zaman kazanır ama neyi seçtiğinizin bilincinde olmak bir bedel ödenecekse en azından ne kadarının sizin payınıza düştüğünü görmek açısından rahatlatıcı olabilir. Şüphesiz ki, sanal ortam, gerçek ilişkileri vermediği gibi, başımızı kaldırdığımızda kanlı canlı modern dünyanın kurumlarıyla karşılaşacağız… Lyon, sosyal medyanın popülerliğini ve toplumsal olarak örgütlenmeye sağladığı yararı Bauman’ın kritik etmesini ister. Bauman özgürlük ve güvenlik diyalektiğinden bahisle konuya yaklaşır. İkisinden birinin bir adım önde olması diğerinin vazgeçilmezliğine gölde düşürebilir. İkisi de aynı oranda umursanırsa belirsiz bir açmazdan kurtulabilinir.
Panoptik-sonrası olarak akışkan gözetim nitelendirmesiyle Lyon, gözetimi modernitenin içine yerleştiren panoptikonun akışkan modern dünyada değiştiğini belirtiyor. Çünkü “sabitlikler dünyası akıntılara karıştı; disiplinler yeni mekânlara, yeni durumlara dağıldı.” (s. 69) Akışkan gözetimin ortaya çıkışı panoptikonu unutmak anlamına mı geliyor? Sorusuna Bauman, “panoptikon-benzeri pratikler, işe yaramaz sayılan ve kelimenin tam anlamıyla ‘dışlanıp’ borçlu taraf olarak ayrılmış insanlar için mekânlarla sınırlıdır. Bu kurumların mantığında yatan temel amaç mekânlar içinde bedenlerin faydalı bir iş için kullanılmasından ziyade, gittikçe güçsüzleştirilmesidir.” (s. 70)
Toplumdan dışlanmışları hizaya getiren klasik panoptikondu, klasik modern dönemde. Göçmenlere odaklanan “ban-optikon” 2050 yılında muhtemelen 1 milyara ulaşacağı tahmin edilen yüzer gezer insanlar için ne yapabilecektir? Günümüzde ban-optikonun yanı sıra bireysel sinoptikon; hepsi de gözetlemenin yeni biçimleri oldu. Mesafe, uzaklaşma ve otomasyon insanlara uzaktan eylemde bulunabilme yetisi kazandırmaktadır. Lyon, işleri uzaktan yapma konusunun akışkan gözetim bağlamında ne anlama geldiğini sorguluyor. Akışkan gözetim toplumunda Modernleşmenin kusurları ve sorumluluğu aslında aynı şekilde daha gösterişsiz ama bol işlevli araçlarla günümüzde yerine getirilmeye devam ediliyor. Hayal gücü ve başarısı açısından “mesafe, uzaklaşma ve otomasyon” teknolojideki ilerlemenin en belirleyici özelliği, eylemlerimizin ahlaki kısıtlamalardan gittikçe ve belki de durdurulamaz bir biçimde bağımsızlaşmasıdır. (s. 100) Bu çerçevede Lyon, söz konusu yapıların ne kadar yapıcı ve aydınlatıcı olduğu konusunda Bauman’ın düşüncelerini öğrenmek istiyor. Bauman’ın değerlendirmesiyle gözetimin her türü ve örneği aynı amaca hizmet eder. Başka bir ifadeyle hedefleri saptamak, yerlerini belirlemek ve bu hedeflere odaklanma işlevleri aynı amaca hizmet etmektedir. Örneğin uzaktan gözetim göçü, toplumsal dışlanmayı kontrol edebilmek için kullanılmıyor mu? Kayıtsızlaştırma, ahlak dışı eylemlerde bulunurken bile ahlaki direnci ortadan kaldırmak akışkan gözetim araçlarının zaferidir. Lyon’un haklı olduğu konu, modernitenin belirleyici niteliği olan teknolojinin ahlakın etkisiz hale getirilmesi ve kayıtsızlaştırmasında ne kadar kirlendiğidir. Oysa gözetim teknolojisi ve tekniklerinin yetkinliğinin yanında teknolojinin toplumsal ve etik değeri göz ardı edilmemelidir. Bauman buna yerinde bir örnek veriyor: “Toplumsal bölünme ve tecridin teşvik edilmesi mi; yoksa insanların dayanışmasının pekiştirilmesi mi?” (s. 113) Bauman’ın belirttiği gibi denklem aslında çok basit, enerji krizini çözmek için atom enerjisi kullanılabilir ancak Fukuşima’da olup bitenler nükleer santraller konusunu kaygıyı tetiklemesinin yanında yeniden düşünmenin gerekli olduğuna işaret ediyor. “Güven (siz)lik ve gözetim” konusunda Lyon, “gözetimin günümüzdeki en temel gerekçelerinden biri güvenliği sağlamaktır” (s. 114) hipoteziyle masum bir süreç olmadığının da altını çiziyor. Modernitede korkuları zapt etmeye çalışmanın yerini akışkan modernitede korkulara karşı mücadele etmenin ömür boyu süren bir iş olduğu kabul edilmişti. Bauman bu duruma şu şekilde bir açıklık getiriyor: “-tehlikelerden ve tehlikeliler sınıfına girmekten korunmak için- yoğun gözetleme, seçme, ayırma ve dışlama tedbirleri ağına karşı kazanılmış haklar geliştiriyoruz. Güvenlik düşmanlarından biri olarak görülmemek için yapmamız gereken tek şey güvenlik düşmanlarını işaretlemek… Beraat etmek için suçlamada bulunmalı, dışlanmamak için dışlamalıyız.” (118)
Lyon, demokrasi ve özgürlüğün önemine dikkat çekerken ne yapılması gerektiğini soruyor. Soruya karşılık Bauman, şimdi artık “yasal bireylerin toplumsal olarak ortaya çıkan sorunlara bireysel olarak sahip oldukları kendi yetileri ve kaynaklarıyla kendi bireysel çözümlerini bulması ve sürdürmesi beklenmektedir” görüşünü ileri sürüyor. (s. 127) Çünkü devlet kurumlarının küresel sorunlara yerel çözümler üretmesi ağır bir yük, elinde kalan kaynakları ise sosyal devletin tasfiyesi nedeniyle yetersizdir. Lyon’un, elektronik gözlerin yüksek bir şekilde veri topladığı gözetim teknolojilerinin huzuru kaçırmaya devam edeceği bir dünyada yanlış olanın ne olduğunu anlamak ve sorunları üzerine eğilmek için başka yollar olabilir mi? sorusuna Bauman, düzen talebi sürdükçe gözetim arzusu sürecektir yanıtını veriyor. “Tüketimcilik, yeni medya ve toplumsal sınıflandırma” çerçevesinde gözetimin dışlayıcı etkileri sürerken akışkan gözetim mekanizmaları bütün tüketicilere baskı uyguluyor yani dışlananlar ve ötekileştirilenler dışında farklı guruplara da değiyor. Tüketim toplumunun gelişmesinde ihtiyaç-arzu-ayartma, ihtiyaç yaratma öncelik olarak kabul ediliyor. Günümüzde kendin-yap işi haline dönüşmüş durumdadır. Sinoptikon kılığında kendi müşterilerini belirliyor. Elbette, Lyon ve Bauman’ın yoruma açık değerlendirmeleri bunlar. “Gözetime etik bir bakış” konusuyla ilgili Lyon, gözetim teknikleriyle bağlantılı zararlardan ve hasarlardan söz ederken teknoloji yoluyla sağlanan gözetimin gündelik alanda hayatlarımızı kuşattıkça, karşımıza çıkan temel etik ilkelere vurgu yapıyor. Kısacası bedenler bilgileştirilip biyometrik kullanımıyla veriye indirgeniyor. Peki bu durumda ifşa edici etik bir çözüm olabilir mi? (s. 146) Bauman’ın değerlendirmesiyle, “manipüle edilenin gönüllü, hatta hevesli işbirliği, tüketici piyasalarının sinoptikonları tarafından harekete geçirilen en önemli kaynak” olarak belirtiliyor. (s. 150) Kuşkusuz ahlaki yükümlülükleri dışlayan ve ahlaki şüpheleri ortadan kaldırmayan bir sürece de ortak edebilir, yapılan hareketin sonuçları…
“Faillik ve umut” başlığı altında, hepimizin “kategorik” şüphelilere dönüştürülebileceği bir gözetim toplumunda Lyon’un: “Bazı gözetim çalışmalarında insanların yalnızca bürokratik ağla bağlı oldukları, kameralarla yakalandıkları veya kendi cep telefonları aracılığıyla izlendikleri ve takip edildikleri iddia ediliyor. O halde faillik denilen şey nerede bulunabilir ya da geliştirilebilir?” (s. 157) sorusuna karşılık Bauman saptamasını genel hatlarıyla şu şekilde yapar ve oldukça da nettir: “Krizdeki aktör yalnızca ulusal devlet değildir. ‘Krizdeki’ diğer bir aktör de ‘toplumsal olarak ortaya çıkan sorunlara bireysel çözümler’ bulmaya çağrılan, bu yönde cesaretlendirilen ve bunu yapması beklenen bireydir. Yazılı olmayan ama neredeyse bütün pratiklerin içine derinden gömülü olan o kararın teveccühüyle artık hepimiz ‘birey’iz” diğer yandan gözetimle gönüllü bir şekilde işbirliği yapan gönüllü köleler, mahrumiyet yaşasalar da özsaygı ve kurtuluş umudu aşağılanmak duygusuyla kemirilse ve umutsuz bir yalnızlık duygusuna kaçınmayı getirse bile bireydeki idare son bir umutla dünyaya yeniden atılma duygusunun önüne geçemez gibi. (s. 158) Evet, faillik krizinden dolayı umutsuzluk ve kırılganlık yaşıyor ama sonuçta “umut, insanlığımızı kaybetmeden asla kaybetmeyeceğimiz bir insan özelliğidir.” (s.163) Öte yandan faillik ve umudu destekleyen diğer insanlarla stratejik ortaklıklar kuramaz mıyız? En kırılgan ve sesi en zayıf çıkanlara nasıl davranıldığını bir devletin iyi olup olmadığını anlamanın yolu olduğu, ötekileştirilenlerin -kategorik şüphelilerin- sesinin duyulması için sonuçlardan korkmadan mücadele edilmiş bir hayatın önemi Lyon’un ileri sürdüğü yaklaşımdır (s. 167) Ve Bauman noktalar: Azizler bu mesajı aldı… Ama ne yazık ki hepimiz aziz olamayız. Yine de azizler olmasaydı biz de insan olamazdık… (s. 171)
Sonuç olarak Akışkan Gözetim kitabında Zygmunt Bauman ve David Lyon, akışkan modern toplumsal düzende süren akışkan hayatta nasıl bir gözetim toplumuna geçiş yaptığımızı, umudun, güvenin, özgürlüğün sorgulandığı, failin ve ulus devletin dahası işlevini kaybeden sosyal devletin kriz geçirdiği bir 21. yüzyılda içimizdeki bireysel sorumluluğa ve toplumun geleceğine değinerek çözüm yolları konusunda okuru da bir fail olarak meseleyi tartışmaya çağırır.
Bauman, Z., Lyon, D. (2024). Akışkan gözetim. Liquid surveillance. (Çev. Elçin Yılmaz). 5. Basım. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.



