PSİKO-SOSYAL BAĞLAMI GÜÇLÜ BİR ROMAN:
SIFIR NOKTASINDAKİ KADIN
Sıfır Noktasındaki Kadın, Pınar Kür’ün Asılacak Kadın romanıyla birlikte değerlendirilebilecek bir yapıt. Her ikisi de gerçek olaylardan esinlenmiş. Birinde Firdevs’in diğerinde Melek’in idama sürüklenişi… Asılacak Kadın’da yaşı küçük Melek’in yaşlı bir adama üvey babası tarafından hizmetçi olarak satılması ve satıldığı o evde ataerkil zorbalıkla sömürülüşü, istismar edilişi, başka erkeklere kullandırılması, türlü eziyetler çekmesi işlenir. Romanda bir kız çocuğunun, Hüsrev isimli yaşlı bir sapık tarafından maruz kaldığı insanlık dışı durumla yüzleşiriz. Düşünün ki, üstüne üstlük bu romanla ilgili toplatılma kararı verilmiştir. Buna rağmen okura ulaşır ve ses getirmeyi başarır. (Kür, 2022) Okur, farklı coğrafyalarda ataerkil egemen toplumsal koşullarda yaşanan kadın sorunsalını bu iki romanda da en trajik yanlarıyla görebilmekte ve dert edinebilmektedir.
Neval El Seddavi, Mısırlı kadın bir tıp doktorudur. Aynı zamanda kadın haklarının savunucusu, toplumsal cinsiyet üzerine çalışmalar yapmış, döneminin hükümet başkanı Enver Sedat tarafından hapse atılmış, çıktıktan sonra Arap Kadınları Dayanışma Derneği’nin kuruluşuna öncülük etmiş feminist bir yazar. Sıfır Noktasındaki Kadın romanını da Mısırlı kadınlarda nevroz konusu üzerine araştırma yaparken Kanatır Cezaevi’nde karşılaştığı bir kadının yürek yakıcı yaşamından etkilenerek kaleme alır. Öte yandan yazar cezaevine yabancı değildir. Kendisi cezaevinde kalmak zorunda olduğu gibi eşi de “siyasi suçlu” olarak on üç yıl demir kapılar ardında bırakılmıştır.
Bir psikiyatrist olarak Mısır Kanatır Cezaevi’nde kadınların sorunlarını incelemek üzere gerekli izni alır. Bu arada cezaevi doktoru arkadaşı, ona bir adam öldürdüğü için idam edilecek olan ve kimseyle konuşmayan Firdevs’ten söz eder. 1974 yılında idam edilen Firdevs’in “yaşamayı toptan reddedişi, ölümden zerre kadar korkmayışı” yazarı bu kadın üzerine çalışmaya iter. Yazara göre roman bir kadının yaşamının gerçeklerini konu edinir. Yazar, Firdevs’i anlatmaya şöyle başlar: “Onunla birkaç yıl önce Kanatır Cezaevi’nde tanıştım. Çeşitli suçlardan tutuklu ya da hüküm giymiş bir grup kadın mahkûmun kişilik yapıları üzerine bir araştırma yürütüyordum o sıralar.” (s. 13)
Firdevs, cezaevi doktorunun ikna etme uğraşlarına karşın bir süre Neval El Seddavi ile görüşmeyi kabul etmez. Öyle ki, idam cezasının ömür boyu hapse çevrilmesi için af dilekçesi bile yazmaz. Firdevs, aslında yaşadığı koşulların, kendisine yaşatılan olayların bir sonucu olarak var olur. Katil olmasına giden sürecin yol taşlarını deyim yerindeyse kadın aleyhine işleyen cinsiyetçi bir toplum döşer. Hakikaten duymak istiyorsanız, o hâlde anlatayım: Ne yazık ki bu cinsiyetçi toplumun konturlarını erkekler belirliyor. Öteden beri böyle, cinsiyetçi tarihin, toplumsal yapının, iş bölümünün de besleği bir olgu! Kadın ikincil kılınmış, şiddet görmüş, dışlanmış, ötekileştirilmiş, köle pazarlarında satılmış, yeri gelmiş eğitim hakkı elinden alınmış yeri gelmiş savaşlarda toplu tecavüze uğramış, öldürülmüş ve yaşam hakkı ihlal edilmiş… İşte bu nedenle kadınlar güçlendirilmeli, yaşamın öznesi oldukları ve eşit olduklarını tartışmaya dahi açmayacak toplumsal kurumların ve sosyal yapıların işlevsel kılınması gerekmektedir. Çünkü kadın sorunu bütün dünyada yüzyıllar geçse de hâkim ataerkil otoritelerin hükmüyle yapısal bir sorun olarak etkisini sürdürüyor. Ne yapılması gerektiği ise ortada: Eğitimli-eğitimsiz erkek cehaletiyle mücadele edebilecek anaerkil değerleri içselleştirmiş dirençli bir demokrasi kamusal alanda etkin kılınmalıdır. Kadın özgür bir fail olarak içselleştirilmelidir.
Yaşamayı, dünyayı, insanları reddederek idama kendisini hazırlayan Firdevs, sonunda doktorla konuşmayı kabul eder. Konuşmaya başlamadan önce Firdevs, doktoru dinleyecek zamanının olmadığını söyleyerek sözünün kesilmemesini ister. Sabahın ilk saatlerinde idam edileceğine dair bilgi sahibidir. Adeta bu dünyada kimsenin bilmediği o yere yapacağı yolculuktan gurur duymaktadır. Firdevs, fahişelik yaparken öldürdüğü bir kadın satıcısından dolayı tutuklanmıştır. Tanıdığı erkeklerin onda uyandırdığı tek isteğin elini kaldırıp yüzlerine okkalı bir şamar indirmek olduğunu ifade etmesi Mısır’da yaşadığı toplumda erkeklerden gördüğü zulüm nedeniyledir.
Firdevs, yoksul bir ailede dünyaya gelir. Birçok kardeşi yoksulluktan ve hastalıktan ölmüştür. Acı olan, ölen çocuk erkek olduğunda annesinin eş şiddeti görmesidir. Kısaca ölüm dahi cinsiyetine göre değer görür.
Yaşam hakkının bilincinde olmayan bir çevrede ortaokul diploması alacak kadar eğitim alır. Sünnet ettirilir. Ortadoğu toplumlarında görülen kadın bedenine zarar veren bu işlemden kitabın yazarı da geçirilmiştir. Firdevs tarlada çalışır, ev işlerini yapar. Bunları yaparken de aşağılanır. İlk olarak amcasının tacizine uğrar. Hamur yoğurduğu günlerde başka günlerde buna maruz kalır. Taciz sürer gider. Nitekim Firdevs’in, “Ben kimdim? Babam kimdi? Ömrüm hayvan pisliği temizlemekle, başımın üstünde testi taşımakla, hamur yoğurup ekmek pişirmekle mi geçecekti?” (s. 27) soruları çocukluğunun koşullarını özetlemeye yetmektedir.
Babası ve annesi öldüğünde Firdevs, amcası tarafından Kahire’ye götürülür. Orada alfabeyi öğrenir. Amcasının ve eşinin evden ayrılmasını istemesiyle okul yatakhanesine yerleşir. Okuduğu kitaplardan özellikle hükümdarlar üzerine yazılmışlardan hareketle yapmış olduğu yorum, dönen dünyanın erkek odaklı olduğunu somut bir şekilde gösterir:
“Bütün bu hükümdarların erkek olduğunu keşfettim. Ortak yanları hırslı ve çarpık bir kişilik, paraya, cinselliğe ve sınırsız güce karşı doymak bilmez bir iştahtı. Dünyaya kötülük tohumlarını eken, halklarını talan eden erkeklerdi bunlar; kalın sesli, ikna yeteneğine sahip, tatlı sözler seçip söyleyen, zehirli oklar atan erkeklerdi. Gerçek yüzleri, ancak ölümlerinden sonra ortaya çıkıyordu. Böylece tarihin aptalca bir inatçılıkla kendini tekrarladığını keşfettim.” (s. 37)
Ortaokulu bitirdikten sonra yengesinin emekli amcasıyla evlendirilir. Yengesinin, Firdevs’in büyüdüğü ve evlenmesi gerektiği yönündeki telkinleri sonuç verir. Şeyh Mahmut, yaşlı, yüzünde yaraları bulunan, eşine şiddet uygulayan bir tiptir. Firdevs şiddet gördüğü bir gün amcasının evine kaçtığında yengesinin vermiş olduğu tepki, erkek egemen sosyal yapının kadın tarafından sürdürülmesini kolaylaştırıcı bir söylem içerir:
“Yengem, asıl ulemaların karılarını dövdüğü karşılığını verdi. Din kuralları böyle bir cezaya izin veriyordu. Dini bütün bir kadın kocasından yakınmamalıydı. Kadının görevi, kocasına sorgusuz sualsiz itaat etmekti.” (s. 52)
Eşinin olduğu eve dönmek zorunda kalır. Ne var ki şiddet bütün yönleriyle sürer. Firdevs’in anlatımı ile: “Bir gün beni koca bir sopayla, burnumla kulaklarımdan kan gelene kadar dövdü. Bu olaydan sonra evi terk ettim, ama bu kez amcamın evine gitmedim. Çürümüş gözler, yara bere içinde bir yüzle sokaklarda dolaştım; ancak kimse bana dikkat etmedi.” (53)
Sokaklarda gezinirken Beyumi isimli bir erkekle tanışır. Onun evinde kalır. Eve kilitlenir. Evde erkek şiddetine uğrar ve bedeni başka erkeklere satılır. Komşu bir kadının yardımıyla evden kaçar. Sokaklarda gezinirken Şerife Salah el Dayni ile karşılaşır. Tanıştığı bu kadın satıcısının yanına yerleşir. Fahişelik yaptırılır. Oradan da kaçar. Sokaklarda kolluk güçlerinden yardım istemeye karar verdiğinde güvenlik görevlilerinden birinin tecavüzüne uğrar.
Yirmi beş yaşına gelmiştir. İş arar. İş bulduğu bir şirkette üç yılını geçirir. Saygınlığını kazandığını hisseder. Şirkette işçilerin haklarını savunan İbrahim’e aşık olur. Dahası iyi bir insan ve devrimci kimliğiyle tanıştığı İbrahim’e güvenir. Onun yanında bütün enerjisiyle komitelerde çalışır. Yaşamını ve başından geçenleri anlatır. Birlikte olurlar. Fakat İbrahim başkasıyla evlenir. Firdevs, para karşılığında erkeklerle olduğunda duyumsadığını anımsatmayacak derin bir acıyı ruhunda yaşar. Alçalmış olduğunu düşünür. Yitirdiği benliğini yeniden kazanma uğraşısında hayal kırıklığına uğrar. Oysa aşık olduğu insana bedenini, ruhunu, aklını ve tüm çabasını düşünmeden vermiştir. Sahip olduğu her şeyi verdiği bir adam tarafından yolda bırakılınca ve umutları suya düşünce, hissettiği yabancılaşma ile eski yaşamına döner. Yaşamın kendisi ironi olacak ki, bir gün beklenmedik bir şey olur, şirket müdürünün kızıyla evlenen İbrahim dört yıl sonra para karşılığında Firdevs ile yatar. Firdevs önce aşık olduğu sonra terk edilince bedenini parayla sunduğu İbrahim’den yola çıkarak erkeklerden nefret ettiğini dile getirir:
“Erkeklerden nefret ettiğimin farkındaydım; fakat bu sırrı uzun yıllar başarıyla sakladım. En çok nefret ettiğim erkekler bana öğüt vermeye kalkışanlar ya da beni yaşadığım hayattan kurtarmak istediğini söyleyenlerdi. Onlardan daha çok nefret etmem, benden daha iyi olduklarını ve yaşamımı değiştirmek için bana yardımcı olabileceklerini sanmalarındandı.” (s. 92)
Fahişelik yapmaya devam eder. Büyük paralar kazanır. İşini her yerde kolaylaştıracak parasıyla dostlar edinir. Bağışta bulunduğu dernekler gazetelere haberlerini yaparlar, saygınlık kazanır. Ve şunu da unutmaz: “Mesleğimin erkekler tarafından icat edildiğini, yeryüzündeki ve gökyüzündeki her iki dünyayı da erkeklerin ellerinde tuttuklarını biliyordum.” (s. 94)
Hayat istediği gibi şekillenmez, Marzuk isimli bir pezevenk peşine düşer. Firdevs, onu parayla satın alabileceğini varsayar. Başaramaz, erkek egemen koşullarda pezevenk güçlü çıkar. Zamanla kazandıklarından da olur. Marzuk, sistem içerisinde cömertçe para harcaması ve her kademeden ayarttığı adamlar aracılığıyla Firdevs’in bütün gelirine el koyar. Firdevs, bedenini satmayı bırakıp iş arayacağını söylediğinde karşı gelen Marzuk’un saldırısına uğrar. Kendisine bıçak çeken bu adamı kendi bıçağıyla öldürür.
Firdevs’in gerçek yaşamıdır bu roman. Ne diyordu Firdevs: “Başta fahişe olduğumu sanmıştım. Ben fahişe değilim. Ama çocukluğumdan beri babam, amcam, kocam, hepsi bana bir fahişe olarak büyümeyi öğrettiler.” (s. 101) Ayrıca Firdevs kadınların suçlu olmadı hususunda nettir. Bunu şöyle dile getirir: “Annem suçlu değildi. Hiçbir kadın suçlu olamaz. Suçlu olmak için erkek olmak gerekir… Topunuzun birden suçlu olduğunu söylüyorum: babalar, amcalar, kocalar, pezevengler, avukatlar, doktorlar, gazeteciler, her meslekten bütün erkekler” (s. 103) Suçlu olmadığını düşündüğü için affedilmek de istemez. Erkekleri ve güçlüleri korkutan, kendi gerçeğinin gücüyle ölümü kabullenir.
Ataerkil, cinsiyetçi, kadının bedeni dışında kimliğinin yok sayıldığı bir toplumda, toplumsal yaşamın alt merdivenlerinden gelen kız çocuklarının geleceği elbette Firdevs’in başından geçenler gibi sonlanmamaktadır. Diğer yandan Firdevs’in maruz kaldıkları kuşkusuz yaygın bir sosyal gerçekliği de yansıtmaktadır.
Uzun sözün kısası, Sıfır Noktasındaki Kadın, özellikle gelişmemiş ataerkil toplumlarda, erkek egemen sistemin dışlayıcı ve eşitsizleştirici pratikleri karşısında korunmasız ve güvencesiz kalan, sosyal statüleri oldukça düşük kadınların yaşamlarını konu edinmesi açısından psiko-sosyal bağlamı güçlü bir roman, tıpkı Asılacak Kadın gibi…
Kaynakça
Kür, P. (2022). Asılacak Kadın. İstanbul: Can Sanat Yayınları.
Neval El Seddavi (2024). Sıfır Noktasındaki Kadın (Çev. Selma Demiröz). 14. Baskı. İstanbul: Metis Yayınları.



