ÇOCUKLARIN ÜSTÜN YARARI ve ADİL YARGILAMA HAKKI İÇİN ADALET NEREDE ?
ADLİ SOSYAL HİZMET ANLAYIŞINDAKİ İNSANCIL VE GERÇEKÇİ YAKLAŞIMDA Prof. Dr.MUSTAFA T.YÜCEL’İN VİZYONU
SHU Nihat Tarımeri
Prof. Dr. Mustafa T. Yücel, 2016 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan makalesine (Adli Sosyal Hizmet Anlayışında Gerçekçi Yaklaşım) İspanyolcaya özgü ters soru işaretiyle (¿) başlar ve sorar: “Adalet sistemine ait her özel niteliğin şu iki yönlü soru ile irdelenip irdelenmediği: Hangi işleve hizmet için var olduğu? Ve bu işlev yerine getiriliyor mu?”
Bugün, 2026 yılında, aynı soruyu sormak zorundayız. Ve cevap, maalesef, hayır.
Bu soru ve yanıt çocuk ve gençler için daha da önemli.Çocuk hakları dahil ele alırken adalete nasıl bakılması günümüzde daha da önemli olmaktadır.
Diğer yandan sayılar ,sayıların da ötesindedir. Gerçeği aramak ve adaleti anlamak için resmi açıklamalara göre 2025 yılında güvenlik birimlerine gelen suça sürüklenen çocuk sayısı 168.694, suç mağduru çocuk sayısı ise 266.849’dur. Bu çocuklar, aynı zamanda soruşturma evresinin de bir parçasını oluşturmaktadır.Adalet Bakanlığının açıkladığı bilgiler de açıklamaktadır.2025 yılı için adalet yönetimindeki genel toplam çocuk sayısı (şüpheli + sanık) birlikte değerlendirildiğinde, çocuk koruma sisteminin parçası olan çocuk sayısı 1.199.815’e ulaşmaktadır. Bu rakam, koruma boyutunun önemini açıkça ortaya koymaktadır. Güvenlik birimlerine gelen diğer başvurularla birlikte (543.538) ve adalet sistemindeki çoklanmış işlem sayıları (497.162 + 267.110 = 764.272) (Bk.Adalet İstatistik 2025 Bkz.Tab.1.15 ,Sf 91; Tab.24.4,Sf: dikkate alındığında, Çocuk Koruma Kanunu (ÇKK) ve çocuk koruma kapsamında işlem yapılan genel toplam çocuk sayısı 1.307.810 olmaktadır.
Adaleti ve hukuku anlama konusunda yardımcı olan Prof.Dr.Yücel’in “istatistiksel özürlülük” olarak adlandırdığı durum, tam da Türkiye’nin çocuk adalet sisteminde karşılığını bulmaktadır. On yıl önce sayıları anlamak amacıyla kaleme alınan makaleye göre on yıllık süreçte çocuk sanık sayısındaki %76,7’lik artışa rağmen, sistemin önleyici ve iyileştirici müdahaleyi de içeren terapötik/tedavi etkisi sorgulanmamış, sadece sayılar üzerinden bir “suç patlaması” söylemi inşa edilmiştir. Yücel’in vurguladığı gibi: “Hukuk teorisi, kavramlar ve soyutlamalarla dile getirilmekte, gerekçelendirilmekte ve somutlaştırılmakta ise de, kurallardan biri ihlâl edildiğinde cezalandırılan ve cezaevine konulanın bir kavram değil, bir insan olduğu unutulmamalıdır.”
-
-
-
1. “Farklı Gezegenler” ve Disiplinler Arası Körlük
-
-
İnsancıl hukuka bakış açısından ender hukukçulardan hukukçu Yücel, hukukçular ile davranış bilimcileri (psikologlar, sosyal hizmet uzmanları) arasındaki uçurumu “farklı gezegenler” metaforuyla açıklamaktadır. “Yargı mensubu hakimler ve savcılar Mars’dan, davranış bilimcileri/psikolog/sosyal hizmet uzmanları Venüs’ten.” Bu ayrışmanın nedenlerini sıralar:
-
Farklı dilleri konuşmaktadırlar; inter-disipliner eğitim alanların sayısı çok azdır.
-
Değerler sistemleri ekseriya çatışma içindedir. Hukukçular için doktrinler, medeni haklar, örnek içtihat ve müvekkiline özel bir davada arzulanan sonucu sağlamak önemli bileşenlerdir.
-
Hukukta kanıt kurallarınca gerçek belirlenirken, davranış bilimlerinde gerçek, deneylere, sistematik gözleme, güvenilir ve geçerli sonuçların tekrarlanabilmesine dayalıdır.
Bu uçurum, Türkiye’de sosyal hizmet uzmanlarının /sosyal çalışmacıların adalet sisteminden dışlanmasının en temel nedenidir. Hâkimler, savcılar ve avukatlar, sosyal inceleme raporunu (SİR) bir “bilirkişi görüşü” olarak değil, çoğu zaman bir “formalite” olarak görmektedir.Bilirkişi ile SİR arasındaki farkı ve önemi özellikle dikkat etmek istemektedirler. Çünkü onların eğitimi, bu raporu okumayı, değerlendirmeyi ve içindeki sosyal teşhisi anlamayı içermemektedir.Birlikte ele alındığında insanı ve gerçeği arayamamaktadır.sadece mevcudu iş ve görev olarak korumak isterler.
Yücel’in çarpıcı tespiti bu noktada daha da anlam kazanır: “Aile hukuku, çocuk hukuku, çocuk suçluluğu, uyuşturucu bağımlısı davasına bakan hakim, sosyal çalışmacı olarak yer almaktadır. Bu konudaki ilke ve teknikleri kullanamadığında kötü bir sosyal çalışmacı olacaktır.” İşte Trabzon’da yaşamına son vermek ve umut vermemek için Emirhan Nas’ı tutuklayan sulh ceza hâkimi, işte Kemal Utku Taş’ın ölümüne göz yuman okul idaresi, işte Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta silahlı saldırıları önleyemeyen sistem… Hepsi, “kötü birer sosyal çalışmacı” olmanın ötesinde, sosyal hizmeti dışladıkları için kör, sağır ve dilsiz kalmışlardır.
……,
EKTE DEVAM EDECEK Prof.Dr. M. YÜCEL İN vizyon



